Evet, pratikte tatbiki çok zor olan bu sözler, bir anlık ruh hâlini ele verse dahi, ummanlara sığmayan bir şefkati anlatması bakımından da çok mühimdir…
Allah Resûlü, ümmetinden bir kısmının Cehennem’e gireceğini duyduğu an mahşer meydanında secdeye kapanıp “Ümmetim! Ümmetim!” diyeceği rivayet edilir. Bu nasıl bir şefkattir ki, o esnada O’na; Cennet’i, hurilerin perdedarlığını ve kim bilir daha nice güzellikleri unutturacak ve O gözyaşlarını ceyhun ede ede hep ağlayıp duracaktır. Evet, O’na “Artık başını kaldır! Şefaat et, şefaatin kabul edilecek!” deninceye kadar O, başını yerden kaldırmayacak ve hep “Ümmetî! Ümmetî!” diye inleyecektir.14
İşte bu o büyük zatın ümmetine karşı eşsiz şefkat ve merhametinin ifadesidir. Yine bu, O’nun, en büyük muhabbet fedaisi olması demektir. Evet, kendi beşerî hazlarını, aile mutluluğunu, dünyevî meşguliyetlerini insanların derdiyle dertlenme yolunda unutmayan ve candan, cânândan geçmeyenin muhabbet fedaisi olması mümkün değildir. Tam bir muhabbet fedaisi olmadan da “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” vazifesini hakkıyla yerine getirmek imkânsızdır.
Dipnotlar
- 14 Buhârî, tefsîru sûre (2) 1, tevhid 36; Müslim, îmân 322, 326, 327.