İçeriğe geç

Ammar bir köşede, babası Yasir diğer bir köşede, evin kadını Sümeyye ise (radıyallâhu anhüm) daha başka bir köşede vücutları dağlanırken, bu yolun kaderini tarihin mermer sütununa nakşetmiş oluyorlardı.3

Bilal (radıyallâhu anh), taşlar altında: “Ehad, Ehad…” diye inlerken, sanki bir gün Allah Resûlü’nün müezzini olma liyakatinin imtihanını veriyordu.4 Talha b. Ubeydullah (radıyallâhu anh), annesi tarafından elleri-ayakları zincire vurulup, sokaklarda süründürülürken,5 Zübeyr b. Avvam (radıyallâhu anh), hasıra sarılıp yakılırken6 hep bu yolun rengini aksettiriyorlardı.

Bir başka tablo.. Abdullah b. Huzafetü’s-Sehmî (radıyallâhu anh), Romalılar’a esir düşmüştü. Ona günlerce işkence yapmış ve sonra Hıristiyanlığı kabule zorlamışlardı. Başa çıkamayınca da, idam etmeye karar vermişlerdi. O, idam sehpasına doğru götürülürken ağladı. Niçin ağladığı sorulduğunda: “Vallahi, şu anda başımdaki saçlarım adedince başlarım olmasını ne kadar arzu ederdim! Keşke, öyle olsaydı da her gün birini hak namına verebilseydim. Böyle bir mazhariyete eremediğim için üzüldüm ve onun için de gözyaşı döktüm.”7 demişti.

Birinci rivayet, onun hayat destanının böyle bayraklaştığını anlatıyor. İkinci bir rivayet ise, bu son anını şöyle resmediyor:

187