Şimdi, böyle bir izahın yanlışlığı ortaya çıkınca -hâşâ- Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) hilâf-ı vâki bir beyan sâdır olduğu intibaını vermeyecek midir?
O hâlde, âyet ve hadisleri ilimlere göre açıklamaya çalışırken, daima “Fîhi nazar” deyip, daha başka ihtimalleri nazara alarak ihtiyatı elden bırakmamak lâzımdır. Pozitivizmin idam sehpasına çekildiği ve rasyonalizmin pabucunun dama atıldığı günümüzde, âyet ve hadisleri pozitif ilimlere tatbik etmek ve onların ardısıra koşturmak, bırakın âyet ve hadise parlaklık kazandırmayı, tam tersine âyet ve hadise karşı bir cinayettir. Bu mevzuda bugün yazılmış pek çok eserin nasıl yanlış temeller üzerine oturduğu bütün vüzuhuyla 5-10 sene sonra ortaya çıkacak ve iddia sahipleri sözlerinden dönmek mecburiyetinde kalacaklardır. Hâlbuki Kur’ân’ın hakikat adına söyleyip de, geri çark ettiği hiçbir mesele yoktur ve olamaz da. Eğer, ilmî bir meseleyi Kur’ân’la tenakuz hâlinde görüyorsak, ya biz Kur’ân’ı yanlış anlıyoruz ya da ilim o meselede yanılmaktadır.
Şu bir gerçek ki, Cenâb-ı Allah’ın çekirdekler hâlinde sarıp sarmalayıp kâinata ektiği ilmî hakikatler anlaşıldıkça ve bu sahada zirvelere doğru tepeler aşılıp yollar geçildikçe Kur’ân daha da bir gençleşecek.. ve her gün daha fazla su, ısı ve ışık alan bir çiçek gibi tazelenip açılacak ve ışığını zihne, kalbe daha bir nüfuz edicilik ve parlaklıkla neşredecektir. Ve kim bilir sinesinde taşıdığı daha ne hakikatleri ve bilinmezleri insanlara sunacak ve bu mevzuda daha ne âyetler sergilenecek…!
“Onlara âyetlerimizi dış âlemlerde ve kendi içlerinde göstereceğiz ki, O (Kur’ân)ın hak olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabb’inin her şeye şahit olması yetmez mi?”13
Dipnotlar
- 13 Fussilet sûresi, 41/53.