İçeriğe geç
6. Bölüm

E. Peygamberimiz’in Zâtı Da Doğruluğuna Ve Nübüvvetine Şehadet Eder

1. Sima, anlayan ve görebilen için ruhun aynası ve iç âlemin tanıtıcı satırlarını yansıtan bir kitap hükmündedir. Peygamberimiz’in hakikat gamzeden nurlu simasını gören yahudi âlimlerinden Abdullah b. Selâm, daha ilk görüşünde “Bu simada yalan yoktur.” diyerek iman etmişti.1

2. Muhalfarz, o Zât’ın söz ve davranışlarında yalan ve yapmacıklık olsaydı, gerek peygamberlik öncesi, gerekse peygamberliği döneminde mutlaka bir açık verecek, gaf ve falso yapacak ve neticede, fırsat kollayıp duran hasımları da, bunu cihana ilan ederek hiç kılıca sarılma lüzumu duymadan emellerine ulaşacaklardı.

3. Bir şeyin sun’îsi, taklit ve yanlışı, hiçbir zaman hakikî ve fıtrî olanı gibi değildir. Gözü doğuştan sürmeli olanla, sonradan boyalı olan birbirinden farklıdır. Sinek, tavus kuşunu, ateş böceği güneşi, çoban valiyi veya ilim adamını ne kadar temsil ve taklit edebilir? Hele peygamberlik gibi bir mevzuda taklit ve yalanın asla yeri olamaz.

4. İnsanın, yaratılış icabı, önemsiz bir konuda küçük bir topluluk içinde, o topluluğa muhalefetle küçücük bir yalanı bile söylemesi imkânsız denecek kadar zordur. Buna karşılık, O Zât (sallallâhu aleyhi ve sellem), peygamberlik gibi çok büyük bir dava adına, kendine hasım büyük bir cemaat içinde, çok önemli şeyleri tam bir emniyetle, telaşsız söyleyebiliyorsa, bunda hile ve yalan olacağı düşünülebilir mi?

5. Hele bu Zât ümmî ise, okuma-yazma bilmiyorsa ve karşısında da zeki, kültürlü, söz söylemesini bilen, şiir ve belâgatta seviyeli bir cemaat bulunuyorsa, böyle bir durumda o Zât’ın söz ve davranışlarını pervasızca sergilemesi ve çok uzun zaman yalanlanmadan bunu sürdürmesi nasıl mümkün olabilir ki..?

11