İçeriğe geç

Evet, Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerin nurlu ve her zaman taze beyanlarının destek ve koltuk değneklerine ihtiyacı yoktur. Dışta hiçbir tezahürü görülmese de, insan vicdanında apaydın sezilecek kadar parlaktır onlar. Bu kabîl pozitif netice ve istidlâller, olsa olsa bizim zavallı aklımıza konan toz ve toprağı alıp götürmeye matuf süpürgeler olabilir ancak. Bu cılız meseleler, o yüce hakikatleri omuzlarında taşıyabilecek güçte değillerdir.

Sonra, âyeti, AIDS veya bir başka hastalığa hamletmek, ümidimize indirilmiş birer darbe demektir. Çünkü âyette, ‘dabbetü’l-arz’ çıkınca iman ve yakînin yerini sukut, gerileme ve inkırazın alacağı ifade edilmektedir. Hâlbuki, hadis-i şeriflerin tebşiratı altında, biz İslâm’ın cihanda bir defa daha hâkim olacağına, kâinat ufuklarında bir defa daha şehbal açıp, dünya muvazenesinde yeniden ağırlık kazanacağına, Hıristiyanlığın aslına avdetle İslâm’a tâbi olacağına ve dünyanın dört bir yanında insanların Peygamber’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) anacağına gönülden inanıyoruz.

Bu bakımdan, ‘dabbetü’l-arz’ı, kıyametin kâfirlerin başına kopacağı karanlık zamanlarda bekliyoruz. O hâlde, ‘dabbetü’l-arz’ mevzuunda da ifrat-tefrit arası muvazeneyi koymak gerekirse, şöyle diyebiliriz: “Bir başka tehlikeli hastalık gibi, AIDS de ‘dabbetü’l-arz’dan bir fert olabilir; evet AIDS, ona ait vazifelerden bir kısmını görecek çok fertlerden biri ve bu hakikatten bir mânâ; bu nev’den de her asra bakan bir fert olabilir. Fakat ‘dabbetü’l-arz’ illâ ve mutlaka AIDS’tir denemez.”

134