Yalnız bazıları, katı ırkçılık mülâhazalarıyla bunları hafife almıştır. Ama böyle bir davranışın iz’ân ve akl-ı selim tarafından hüsnükabul görmeyeceği kanaatindeyim. Aslında bu yanlış mülâhaza yabancıların: “Türklerde nerde estetik anlayışı!. Aslen Rum olan Sinan olmasaydı o eserleri Türkler ortaya koyamazdı..” gibi düşünmelerine cesaret vermiştir. Şimdi de Yunanlılar, Türkün ince zekâsının bir ürünü olan Karagöz-Hacivat’a sahip çıkmakta ve bunlar bizimdir demektedirler. Oysaki bütün bunlar bizim kültürümüzün birer parçasıdır. Onun için bunlar önce ciddî bir milletin ciddiyet ve vakarı ölçüsünde korunmalı, sonra da bütün imkânlar seferber edilerek cümle âleme anlatılmalıdır.
Düşünce ve İfade Üzerine
Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal, eserlerini zevkle okuduğum kişilerdir. Bunlar, kendi devirleri itibarıyla küçültülmüş, ufalanmış Türkiye’yi bir türlü hazmedememişlerdir. Onun için bunlar, teselli olarak geçmişe sığınmış, eserlerinde daima geçmişe olan özlemlerini dile getirmişlerdir. Hâlihazırdaki kaos içinde sıkışmayı hayal dünyalarında genişleterek rahatlamaya çalışmışlardır. Tanpınar’ın “Beş Şehir” kitabına ve “Bursa’da Zaman” şiirine bakıldığında bu ruh haletinin hâkim olduğu görülür.
İnsanlar, hiçbir zaman içinde bulundukları zamandan razı olmamışlardır. Bazıları geçmişe, bazıları da geleceğe kaçmış; böylelikle kendilerini ve hayal dünyalarını tatmine çalışmışlardır. Materyalist ve pozitivistler, geleceği düşünüp geleceğin pembe dünyasının hayaliyle hâli değerlerdirmeye çalışırken, biraz inancı olanlar, hâli geçmişin sağlam temelleri üzerine bina ederek ümitle azmin verdiği enerji ve kuvvetle geleceğin hülyalı maviliğine doğru koşmuşlardır. İşin realitesi ve dengesi de budur. Zira biz, ne geçmişten ne de gelecekten kopuk tek taraflı bir dünya kuramayız. Gelecek çok önemlidir ve bu öneme binaen hâlin değerlendirilmesi ayrı bir önem kazanır. Fakat geçmişi olmayan milletler için bunların ikisinin de önemi kalmaz, söner gider.