Bu arada ayrı bir husus; öteden bu yana bu ülke insanını, Atatürkçü olan-olmayan, laik-antilaik, solcu-sağcı, şovenist, Turancı, Müslüman vs. diyerek bölmeye çalışan güçler, yeni yeni eylem hazırlığı içindeler. Birilerinin ciddî endişeleri içinde onlar, böyle bir parçalanma sürecini tekrar başlatırlarsa, zannediyorum Türkiye işte o zaman gerçekten parçalanacaktır. Onun için mâşeri vicdanın bu ve benzeri oyunlara karşı daima uyanık tutulması lâzımdır.
İtiraf etmeliyim ki, iç ve dış düşmanlarımız, ülkemizi bütün yöreleriyle çok iyi etüt etmişler. Öyle ki bunlar, etnik kökenleri, aşiretleri, aşiretler arasındaki ihtilafları, dillerin yanı sıra lehçe farklılıklarını bile biliyorlar. Onun için bu tür planları, netice alabilecekleri bir kısım zayıf yerlerde tatbike koyuyorlar. Bu sebeple devlet erkânının, kolluk kuvvetlerinin, istihbarat güçlerinin hâssaten bu bölgelerimizde daha dikkatli olmaları gerekmektedir.
Şiir ve Serbest Vezin
Elbette serbest veznin bir sanat yönü var. Zaten nesrin bile sanat yönünün olduğu yerde serbest vezinde olmamasını düşünmek mümkün değildir. Meselâ, serbest vezinle yazılmış öyle şiirler vardır ki bunlar, bir “Sessiz Gemi” ve “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” ölçüsünde şiir değerine sahiptirler.
Yalnız şu hususa dikkat etmek lâzım: Bu stilde yazılmış –hem de çok güçlü kalemler tarafından– şiirler de tıpkı Ahmet Haşim’in o güzel şiirlerinde olduğu gibi, bazen her şey sembollerin buğulu âleminde bir sır hâline gelmekte. Zannediyorum, aradan uzun bir zaman geçince, sembollerle dolu olan bu şiirler, şairine bile gösterilse, maksadını anlamak ve anlatmakta zorluk çekecektir. Bu sebeple, şiirin serbest olanında da, olmayanında da arz ettiğim husus kat’iyen kulak ardı edilmemelidir.