Öte yandan, Kâbe yeryüzünde Sidre-i Müntehâ’nın izdüşümüdür. Bu itibarla kıyamete kadar bütün evler, evlerin içindeki sakinler ona teveccüh edeceklerdir. Öyleyse Ümmü’l-Büyût’un fethi, bütün evlerin fethi mânâsını taşır. Nasr sûresindeki “Allah’ın fethi ve yardımı geldiğinde, insanları Allah’ın dinine fevç fevç giriyor görürsün.”13 âyetine değişik buudları ile, bu hakikate tercüman oluyor gözüyle bakılabilir ve öyle de değerlendirebilirsiniz.
Sokullu ve Sinan
Osmanlı’nın bidayetine baktığımızda Gazi Mihal, Evranos, Zağanos Paşa… gibi yabancı isimlere rastlarız. Bu durum, bir kısım insanlar tarafından tenkit edilse de, cihan devleti yolundaki bir oluşum içinde bu tür yabancıların yer almasında hiçbir beis yoktur.
Daha sonraki dönemlerde de yine Mimar Sinan, Sokullu Paşalar… gibi Türk olmayıp, Osmanlı Devleti’nin siyasî, idarî, askerî ve kültürel hayatında önemli roller üstlenmiş değerli şahsiyetler her zaman var olmuştur. Meselâ bir Sokullu Mehmed Paşa, Kanuni, Sarı Selim gibi padişahlar döneminde sadrazamlık yapmış ve ta Üçüncü Murad zamanında kendi makamında hançerlenerek öldürülmüştür. Osmanlı insanları, devşirme olan bu kimselere, gönlünü o denli açmış, o denli imkân hazırlamış ve öyle bir Müslümanlık sergilemiştir ki, bu müsamahayı gören niceleri “Allah bana nasip eder mi, ben de sinemden bir hançer yiyip de şehit olayım?” mülâhazaları içinde yaşamış ve saf kan bir vatan evlâdı gibi hareket etmiştir. İşte Sokullu da bunlardan biridir. Evet, o, bu düşüncelerle hançerlenip yatarken: “Allah’a hamd olsun, bunu bana nasip etti!” diyebilmiştir.
Yine Osmanlı’nın cami, köprü, çeşme, kervansaray, medrese, bina… hemen bütün mimarî sahalarda, estetik mânâda en üst seviyeye ulaşmasının yanında.. binlerce eseriyle bizlere hâlâ rehberlik yapan ve mimaride ruh dünyamızın eşsiz mümessili Sinan da bunlardan biridir.
Dipnotlar
- 13 Nasr sûresi, 110/1-2.