İçeriğe geç

Müslüman bir ana-babadan dünyaya gelmiş, tekke ve zaviye çevresinde yetişmiş, İslâm’ı duya duya gelişmiş; bütün bunlardan sonra da Cenâb-ı Hak, onu din-i mübin-i İslâm’ı yüceltme adına mübarek bir hizmette istihdamla şereflendirmişse, bu mazhariyetleri tam değerlendiremediğinden ötürü bu insanın kendine yer yer “kıtmîr”, “âciz”, “fakir” demesinden daha tabiî ne olabilir?

Kıtmîr sözünü siz köpek mânâsında alabilirsiniz. Ancak köpeğin bile kendi adına birçok hususiyetleri olduğundan, ben şahsen kendime öyle demeyi bile bazen çok görmüşümdür. Evet, o, çok duyarlı bir hayvandır. Burnunda, insanda olanın on katı, koku alma hücresi vardır. Kulaklarındaki hassasiyet de öyle, gözlerindeki de… Meseleye bu zaviyeden bakılacak olursa, kıtmîr iddiası bile, büyük bir iddia sayılır. Gerçi, mahiyet-i insaniye meleklerden daha ulvîdir ama, o biraz da ilk mevhibeleri değerlendirmeye bağlıdır.

Kıtmîrin diğer mânâsı ise; hurma çekirdeğinin üzerindeki zar anlamına gelir ki, temelde bir şeyin önemsizliğini, inceliğini, meselâ hurmaya göre o zarın değersizliğini ifade eder. Böyle olmakla beraber onun da kendine göre bir kıymeti vardır. Vâkıa o şeffaf zar, çekirdeğin içten çürümesine ve kurdun gövdeye işlemesine de mâni olabilir. Bu da onun için büyük bir pâye sayılır. Bu açıdan da bazen kıtmîr demeyi bile kendime çok gördüğüm olmuştur.

209