Bunlar kişinin Rabbisi ile olan irtibatı, halkla olan münasebeti ve nefsiyle olan cedelleşmesi neticesi kendine lâyık gördüğü ya da –arz ettiğim şekliyle– görmediği vasıflardır. Geçmişte nice İslâm hadimlerinin kendilerine bu tür yakıştırmalarda bulunduğu bir gerçektir. Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer’den alın da merhum Necip Fazıl Bey’e kadar, niceleri kendini yerden yere vurmuşlardır. Necip Fazıl merhum, ciddî bir nefis muhasebesi esnasında: “Eee, bırakın da mü’minlere, tarlaların kuvve-i inbatiyesi için biz de gübre olalım!” demiştir. Onun için biz böyle düşünemeyiz, ona hakaret olur. Ancak onun kendi yaklaşımı içinde, gübre toprağın kuvve-i inbatiyesini artırıyorsa epey bir mânâ ifade eder. Onun diğer bir yaklaşımı da, مَنْ تَوَاضَعَ رَفَعَهُ اللّٰهُ16 fehvâsınca kendini sonsuzluk kervanının azat kabul etmez kölesi veya bir topal köpeği şeklindeki yaklaşımıdır. Zannediyorum onun, Müslümanların aziz olması yolunda nefsine bu yakıştırmaları reva görmesi, Allah ve insanlar katında onun değerini biraz daha yükseltmiştir.
Dikkat ve Teyakkuz
Yakın geçmişte meydana getirilen Gaziosmanpaşa ve Ümraniye Olayları çok ciddî plânlanmıştı. Fakat o olaylar milletin o enginlerden engin sinesine çarptı ve söndü. Şimdi devletin değişik birimleri bu hâdiseleri bütün yönleriyle yakın takibe aldı. Ve zannediyorum araştırmalar neticesi çok farklı şeylere muttali olacaklar. Dilerim, Türkiye’nin değişik vilâyetlerinde şimdiden tasarlanan o menfur oyunlara muttali olunur ve önlem alınır..!
Dipnotlar
- 16 Bkz.: Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/76; İbn Hibbân, es-Sahîh 12/491.