İslâm’da meşru kabul edilmeyen kazanç ve gelir yolları diğer sistemler tarafından nasıl bayraklaştırılırsa bayraklaştırılsın ve istenildiği kadar iktisadî hayatın vazgeçilmez birer düsturu gibi gösterilsin, İslâm nazarında merdut ve mezmumdur, red ve zemmedilmiştir.
İslâm dini, ferdi çalışmaya teşvik eder ve her ferdin yaptığı işleri, Cenâb-ı Hakk’ın, Peygamber’in ve mü’minlerin müşâhedesine arz edebilir bir kalitede yapmasını söyler.49 Ayrıca meselenin bu yönü kazanç adına da çok mühimdir. Çünkü mü’min ancak bu sayede güçlü olacak ve karşı dünyanın insanları tarafından sömürülmekten kurtulacaktır. Ancak, mü’min bütün bunları yaparken de malın belli ellerde toplanmasından, ihtikâr ve karaborsadan, faizden ve zayıf kimseleri ezme hasisliğinden kaçınma ve piyasayla, pazarla oynamama gibi bir sorumluluğu vardır.
Gerçi meselenin birinci yönü kısmen bu hususla da alâkalı gibidir. Zira Cenâb-ı Hakk’ın müşâhedesine arz edilecek bir duyarlılık ve hassasiyetle yapılan iş ve muameleler, zaten saydığımız menfî tavırlara girmeye mânidir. Evet, Allah’ın, Resûlullah’ın, hatta mü’minlerin müşâhedelerine arz edilecek bir sa’y ve semere-i sa’y, gayrimeşru mülâhazaya bütün bütün kapalıdır.
Ancak, güçlü olmanın yanında insafı elden bırakmama; cömert olmanın yanında israfa kaçmama; çok zengin olmanın yanında saçıp savurmama; hâkim olmanın yanında mütevazi ve sade bir hayat yaşama; başkalarının ayranını kabartmama; tutumlu olmanın yanında elini boğazına bağlayıp cimri kesilmeme… evet, bütün bunlar, İslâm’ın iktisat anlayışı içinde değerlendirilmesi gereken hususlardır. Bu ve benzeri meseleleri kavramadan ve bunları pratik hayata döküp tatbik etmeden İslâm’ın ekonomik sistemini anlamak ve kavramak mümkün değildir.
Dipnotlar
- 49 Bkz.: Tevbe sûresi, 9/94, 105.