İslâm fakirin elinden tutar, borçluya destek olur, yolda kalmışın yanında yer alır; Allah yolunda hizmet eden herkese arka çıkar ve yaptıklarından da hiçbir karşılık beklemez.
İşte, zekât müessesesi böyle bir kuruluştur ve âyette anlatılan sınıflar için de önemli bir gelir kaynağıdır.
Esasen, zekât konusu da müstakil bir mevzudur. Onu burada tafsilatıyla anlatmaya gücümüz yetmez. Ancak diğer konularda da yaptığımız gibi, zekâtın da İslâm’ın meşru kabul ettiği bir gelir kaynağı olması hususunu vurgulayıp geçelim.
İslâm’ın meşru kabul ettiği kazanç yollarını, sadece ana başlıklarıyla saymaya çalıştığımız bu sekiz yoldan ibaret kabul etmek elbette ki doğru değildir. Zira buradaki her maddeyi de kendi içinde pek çok bölüme ayırmak mümkündür. O zaman da gelir kaynaklarının sayısı sekiz değil, seksene, doksana ulaşabilir.
Durumu bu şekilde tespit ettikten sonra, İslâm’ın iktisadî yapısının sadece zekât ve ganimete dayalı olduğunu iddia edenleri vak’aların diliyle cevaplamak mümkündür. Demek ki, bizim iktisadî yapımız veya İslâmî gelir kaynakları bir iki maddeyle sınırlı değildir.
İslâm’da pek çok gelir kaynağı vardır. Ancak diğer sistemlerin meşru kabul ettiği her gelir kaynağı İslâm hukukuna göre meşru olmayabilir. İşte İslâm dini bu hususta da hiçbir karışıklığa meydan vermeyecek şekilde bir ölçü ve denge vaz’etmiştir.
İslâm, bir taraftan sa’yi, çalışmayı esas alır. Fakat o, sermayenin gücünü de asla inkâr etmez; ona da kendisine göre değer verir. Çalışmayı, kazanmayı teşvik eder; müntesiplerine bazen sarih bazen de işaretlerle değişik kazanç yolları gösterir ve onları çalışmaya teşvik eder.