İçeriğe geç

Tanzimat’la hızlanan bu düşüş Müslüman Türk’e asıl kimliğini kaybettirme gibi bir vehameti de beraberinde getirmiş ve her hususta bizi dilenciler durumuna düşürmüştür. Keşke böyle bir dilencilik bir şeye yarasaydı. Heyhât; bu dönemde elde çanta kapı kapı dolaşanlar hep elleri ve çantaları boş geriye döndüler. Ne var ki, bu mezellet dahi onların kendilerine dönmeleri için yetmedi. Evet, kendilerinden uzaklaşma bu dereceye gelip ulaşmıştı.

Hak ve adalet çerçevesinde verici değil alıcı olmak çok önemlidir. Biz biz olmayı terk edince, Allah Resûlü’nün ifade buyurduğu gibi, heybet-i İslâmiyeyi de kaybettik. Artık düşmanlarımız bizden korkmaz oldu. Emr-i bi’l-mârufu terk edince de vahyin bereketinden mahrum kaldık. Yani velûd dimağlar köreldi, muhayyileler sönükleşti ve artık içimizden ciddî ilim adamları çıkmaz oldu; çıkmaz oldu da hepimiz birer taklit insanı kesildik ve her şeyi Batıdan kopya etmeyi mârifet sayar olduk.

Efendimiz bir hadislerinde, “Hak yolunda irşad ve mücahedeyi terk ettiğiniz zaman, üzerinizden atamayacağınız bir zillete maruz kalırsınız ve kendinize dönünceye kadar da zilletiniz devam eder.”23 buyururlar.

Dikkat edilecek olursa, İslâm’dan yüz çevirme ve mücahededen geri durma, Efendimiz’in dilinde, dinden dönme şeklinde ifadesini buluyor. Onun içindir ki “Mücahedeye başlayınca” demiyor da “dine döndüğünüz zaman” diyor.

Hadisin diğer bölümünde, “Sığırın kuyruğuna yapışıp her şeyi ziraatta gördüğünüz ve mücahededen uzak kaldığınız zaman da öyle bir mezellete maruz kalırsınız ki, bir daha belinizi doğrultamazsınız.”24 şeklindeki ifadelerin yanında, “Ne zaman ki yeniden insanları uyarmaya başlarsınız, işte o zaman Allah düşmanlarının kalbine korku salar ve hayatın her ünitesinde size başarılar ihsan eder.” işaretleri yer alıyor.

282