İçeriğe geç

Evet, her mü’min iktisadî hayatını belli bir düzene sokmak zorundadır. Mevsiminde aklını kullanır ve büyük paralar kazanır. Kazanırken helâle-harama dikkat eder, kazandığını israfla telef etmez. Muktesit ve dengeli harcamalarla her zaman disiplinli yaşar, tebzîr ve savurganlıkta bulunmaz; bulunmaz, zira savurganlık insanı şeytana yoldaş eder, ölçülü yaşamak ve cömertlik ise onu Rahmân’ın sırdaşlığına yükseltir. Böyle davranan insan ise hem dünyada hem de ukbâda aziz olur.

Tüketime dayalı ekonomiler milletleri oburlaştırır. Tutumlu davranış ise hem fertleri hem de milletleri derbederlikten ve başkalarına avuç açmaktan kurtarır ve onlara hürriyet ve istiklalin tarifi imkânsız hazzını yaşatır.

İnsanları meşru olmayan kazanç yollarına sevk eden âmillerin başında israf ve tebzîr gelir. Fert ve milletler israfla sefilleşir. Durum böyle olunca herkes, meşru-gayrimeşru ayırımı yapmadan kazanç gördüğü her şeye sarılır ve saldırır. Artık o fasit bir daire içine girmiştir ki, onun böyle bir çıkmazdan kurtulması oldukça zordur.

Aslında şu andaki bütün ekonomik sistemlerin bir çıkmaz içinde olduklarını söyleyebiliriz. Eğer Müslümanlar bellerini doğrultur ve İslâm ekonomisini en küçük teferruatına kadar tatbik sahasına koyabilirlerse, bu, ekonomik açıdan hem onların hem de diğer dünya insanlarının kurtuluşu olacaktır. Elbette ki böyle bir neticeye ulaşmak, her şeyden evvel dünya piyasasında söz sahibi olmaya bağlıdır. Onun için de önce bizim kendimize dönmemiz, özümüzü bulmamız şarttır.

287