Onun hayatında ‘sebeplere riayet’ ile ‘teslimiyet’ o kadar iç içedir ki, işin iç yüzünü bilmeyenler onu, ya esbapperest (sebeplere tapan, sebepleri her şey sayan biri) veya tam cebrî ve kaderci sanırlar.
Oysaki yeni insan, bunların hiçbiri değildir; o, tam bir denge insanıdır. Sebeplere riayeti bir vazife bilir, Hakk’a teslimiyeti de imanın gereği sayar.
Yeni insan bir fatih ve kâşiftir. Her gün benliğinin derinliklerinde ve fezanın enginliklerinde yeni yeni burçlara bayrağını diker, âfâk ve enfüsün sırlı kapılarını zorlar. İmanı ve irfanı sayesinde eşyanın perde arkasına ulaştıkça daha da şahlanır.
Ötelerde, ötelerin de ötesinde sürekli otağ değiştirir durur.. derken gün gelir, toprak sinesinde sakladığı şeylerle ona ses verir. Denizlerin derinliklerinde yatan cevherler onun büyülü asâsıyla ortaya çıkar… Semalar da kapılarını ardına kadar açar ve ona “Buyur!” eder.
4. Fert-Cemiyet Münasebetlerinde Ruhî Yapının Tesiri
İçtimaî hayat, fertlerin ruh hâlleriyle çok yakından alâkalıdır; onların ruh hâlleri ise ancak ibadetle istenen şekli alır. Kur’ân-ı Kerim, “Allah’a gönül vermiş kimseleri müjdele! Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalbleri tir tir titrer ve başlarına gelene de sabrederler. Namazlarını dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden infak ederler.”4 gibi nurefşân beyanlarıyla bunu hatırlatır.
Dikkat edilecek olursa, burada, Allah’a gönül vermiş ve bu yüzden de müjdeye hak kazanmış kimseler, önemli bir kısım vasıflarıyla ele alınmaktadır. Kalbleri Allah korkusuyla titreyen bu tali’liler aynı zamanda başlarına gelen musibetlere karşı da sabırlıdırlar.
a. Sabır
Sabır, yücelme ve fazilete ermenin mühim bir esası ve iradenin de en büyük zaferidir. O olmadan ne ruhu inkişaf ettirmekten ne de yücelip benliğin sırlarına ermekten bahsedilebilir.
Dipnotlar
- 4 Hac sûresi, 22/34-35.