İçeriğe geç

Bir de bin bir çiçeğe cilve çakan şu arıya, kozasına gömülüp kendini hapseden ipekböceğine bakın! Merhamet orkestrasına uyma uğrunda neleri göğüslüyor ve nelere katlanıyorlar!.. İnsana bal yedirmek ve ipek giydirmek için, bu koçyiğit fedailerin çektikleri sancıyı hissetmemek mümkün mü?

Ya, yavrusunu kurtarmak için başını köpeğe kaptıran tavuğun nasıl bir şefkat kahramanı olduğunu; kendi açlığını unutup, bulduğu şeyleri yavrusuna yediren aç canavarın nasıl bir merhamet babayiğidi olduğunu hiç düşündünüz mü?

Bu âlemde her şey, ama her şey merhamet düşünür, merhamet konuşur ve merhamet vaad eder. Bu itibarla da kâinata bir merhamet senfonizması nazarıyla bakılabilir. Ayrı ayrı ses ve soluklar, tek ve çift bütün nağmeler her an öyle bir ritim içinde yükselir durur ki, bütün bunlardan onu sezip görememek bir körlük olsa gerek…

Ve hele, bütün bu parça parça acıma ve şefkat etmelerin arkasında, bu esaslı koroya hükmeden, her şeyi çepeçevre sarmış geniş rahmetin sezilip hissedilmemesi…

Veyl olsun bunlardan bir şey anlamayan o tali’siz ruhlara!..

Bütün bu olup bitenler karşısında insan, şuur ve iradesiyle, idrak ve düşüncesiyle her şeyin mânâ ve muhtevasını kavrayıp bu engin rahmet tecellîsine ses ve soluklarıyla kendi nağmesini katma sorumluluğu altındadır.

Yeni insan, içinde yaşadığı topluma, insanlığa, hatta bütün canlılara, bir insanlık borcu olarak merhamet etmesinin gerektiği şuurundadır. O, bu yolda merhamet ettiği nispette yüceleceğine inanır; gadre, zulme, insafsızlığa düştüğü ölçüde de horlaşıp hakirleşeceğine ve insanlığın yüzkarası olacağına…

12