İçeriğe geç

İslâmî bir toplumda fert ile cemiyet arasında kurşunla kenetlenmiş gibi bir bağ vardır. Bu bağ yok olduğu veya yok edildiği takdirde İslâmî ölçülere göre cemiyetten de söz edilemez.

Evet, içtimaî hayatları itibarıyla mü’minler, yekvücut bir ceset gibidirler; Rabbileri bir, dinleri bir, peygamberleri bir, kıbleleri bir, dava ve düşünceleri bir, binler kadar bir bir… İşte bütün bu bir birler, onları dağılıp çözülmeyecek şekilde yekvücut hâline getirmektedir ki, bir hadis-i nebevîde:

“Mü’minler birbirleriyle olan alâkalarında kurşundan yapılmış bir bina gibidirler. Birbirlerini takviye edip kuvvetlendirirler.”13 buyrulmaktadır.

Yani mü’minler, oluşturdukları toplumda, aralarındaki rabıta, sevgi teatisi, mürüvvetli hareket etme, insanca davranma, birbirinin dertlerine karşı dilgîr olma ve lezzetleriyle mütelezziz bulunma, elemlerini beraber yaşama, dünya ve ukbâ keyfini beraber çıkarma gibi hususlarda bir vücudun uzuvları gibidirler.

Uzuvlardan birinde bir arıza meydana geldiğinde, yani fert bozulmaya yüz tuttuğu, aile dejenerasyona maruz kaldığı, kadın yuvasını terk ettiği, sokak kirlendiği, içtimaî yapıda herhangi bir arıza baş gösterdiği zaman, cesedin sair uzuvlarında da tedâiyle bir ağrı, bir sızı hissedilmeye başlar.

Evet, mü’min ferdin, cemiyetle olan alâka ve rabıtası işte budur. Böyle bir cemiyette fert, meydana gelen herhangi bir arıza ile iki büklüm olur ve mensup olduğu cemiyet uğruna âdeta kendini bir mum gibi eritir. Zaten cemiyet insanı, milletini ve topyekün insanlığı sevince, nebiler gibi bütün zevk ve sefasını terk ederek, maddî-mânevî füyûzâtını da mensubu bulunduğu cemiyeti adına feda eder.

İşte bu meyanda, ender-i nadirattan kabul edeceğimiz bir kahramanın, mensup olduğu milleti adına bir ömür boyu, gönlünün derinliklerinden yükselen yanık ve unutulmaz sözleri:

17