Âyetin, bir kere daha ihsana vurguyla noktalanması gayet mânidardır: “İhsan edin, Allah ihsan edenleri sever.”9 Zira infak etmemek ile tehlikeye giriftar olma arasındaki sırlı bağlantıyı herkes anlayacak durumda değildir. Bunu ancak ihsan şuuruna erenler, yani kulluğunu, Allah’ı görüyor gibi icra edenler anlayabilirler.
Onlar, içleri de dışları kadar aydın ve iç-dış muvazenesine ulaşmış kimselerdir. Gündüzleriyle geceleri birdir. Mescitteki seccadeleriyle üzerinde yattıkları yatak Allah huzurunda birbirine denktir. Onların hayatlarında gaflet yoktur. İbadetle öyle içli dışlıdırlar ki, görenler onları her an ibadette sanır.
Onlar verdiklerini de aynı şekilde verirler. Allah böyle olanları sever. Allah severse sevdirir de. Sevdirir ve onlar için yeryüzünde hüsnükabul vaz’eder.
Bu husus, fert için de toplum için de geçerlidir. Allah bir toplum ve bir milleti sevdi mi, onları diğer toplum ve milletlere de sevdirir. Herkes onların kapısına koşar ve yüzlerini o kapının eşiğine sürer. Zira artık onlar için gökte ve yerde sevgi vaz’edilmiştir.
Görüldüğü gibi, bu âyette de infak gibi bir içtimaî ibadet, ihsan şuuru ile birlikte zikredilmiş ve böylece ihsan şuurunun içtimaî yönüne dikkat çekilmiştir.
İnsan sûresinde insan, ilk menşei ile ele alınır. O, önceleri hatırlanacak bir şey değildir. Sonra Cenâb-ı Hak onu muhtelit bir sıvıdan yaratır ve ona hem hidayet hem de dalâlet yollarını gösterir. Hidayet yolunu tutup gidenler, neticede ebedî Cennet’e gireceklerdir; dalâlet ve sapıklığı tercih edenlerse Cehennem’e sürükleneceklerdir.10
5. İslâm’da İmtiyazlı Sınıf Yoktur
Bir kısım kimselerin zannettiği gibi, bizim toplumumuzda diğer toplumlarda görülen, ezilenler ve imtiyazlılar şeklindeki tabiata ve fıtrata zıt bir sınıflaşma hiçbir zaman olmamış ve görülmemiştir.
Dipnotlar
- 9 Bakara sûresi, 2/195.
- 10 İnsan sûresi, 76/1-31.