Daha sonra Kur’ân-ı Hakîm’in, kıyamete kadar gelecek bütün zamanlara hitap ettiğini göstermek için, nüzul döneminde insanlık tarafından bilinmeyip bin yıl kadar sonra keşfedilen bilimsel keşiflere örnekler verir.[6] Çocuğun ana karnında yaratılmasına değinen Abese Sûresi, 80/17-19; Târık Sûresi, 86/5-8; Mü’minûn Sûresi, 23/12-14 âyetlerini ele alarak bunlarda yer alan bazı bilgilerin ancak çağdaş dönemde keşfedildiğini vurgular. Astronomi alanından “Güneş de kendisine ait bir yörüngede akar gider.” (Yâsîn sûresi, 36/38), “İnkâr edenler bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık.” (Enbiyâ sûresi, 21/30) âyetlerinde işaret edilen gaybî haberlere yer verir. Kur’ân-ı Kerim’in bu kabîl gaybî haberler ihtiva etmesini şu âyete dayandırır: “Biz ileride onlara delillerimizi gerek dış dünyada, gerek kendi özvarlıklarında göstereceğiz; ta ki Kur’ân’ın Allah tarafından gelen gerçeğin ta kendisi olduğu onlar tarafından da iyice anlaşılacak. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?” (Fussilet sûresi, 41/53) Müellifimiz bu âyeti kısaca tefsir ettikten sonra şöyle der: “[Bu âyet] günümüzde dev teleskoplarla âfâkın keşfedilip değerlendirileceğini; ilm-i ebdân, ilm-i nefs ve ilm-i ruh… gibi konuların da bizcesinin ortaya konacağını işaretlemektedir ki –yarınların daha nelere gebe olduğu mahfuz– bu babda da yine o Mu’cizbeyan Kitap selim vicdanlara وَبِالْحَقِّ أَنْزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَ ‘O Kur’ân’ı Biz, hakkın ta kendisi olarak indirdik ve o mutlak hakkın kendisi olarak nâzil oldu.’ (İsrâ sûresi, 17/105) hakkaniyetini tescil ettirmektedir.”[7]