Daha sonra îcâz-ı hazf örneklerine geçip “Kelâmın bazı kısımlarının, onlara delâlet edecek lafzî veya mânevî bir karîne bırakılarak hazf edilmesi.” şeklindeki tarifini nakleder. Bu bölüme dair de dört örnek vermekle yetinir. Sonra i’câz vecihlerini, yani Kur’ân’ın mu’cizevî özelliklerini başlıklar hâlinde verir.[3] Kur’ân kıssalarının anlatımı hakkında şu orijinal tespiti önemlidir: “Keza Kur’ân, Hazreti Nuh, Hazreti Hud, Hazreti Sâlih, Hazreti İbrahim, Hazreti Lût ve diğer enbiyâ-i izâm (alâ nebiyyinâ ve aleyhimussalâtü vesselâm) hazerâtından ve onların kavimlerinden de bahseder; hem de onların karakter ve tabiatlarını gayet net çizgilerle ortaya koyarak tarih öncesi bu dönemleri öyle bir resmeder ki, insan o upuzun geçmişi kendine has şivesi ve deseniyle görüyor gibi olur.”[4] Bu tespitin ışığında o kıssaları tahlil etmek, şüphesiz ki yeni katkılar sağlayacaktır. Burada verdiği bazı âyetleri tahlil ettiğine işaret etmeliyim. Ezcümle: “Romalılar size yakın bir yerde yenik düştüler; ne var ki bu mağlubiyetten sonra birkaç sene içinde onlar galebe çalacaklar, evvel ve âhir hüküm Allah’a aittir. O gün mü’minler de kendi açılarından sevineceklerdir.” (Rûm sûresi, 30/1-4) Keza aynı yerde Mâide Sûresi, 5/67; Fetih Sûresi, 48/27; Fussilet Sûresi, 41/53; Nûr Sûresi, 24/55 âyetlerini de bu açıdan kısaca tahlil eder.[5]