İçeriğe geç

Akra İbn Hâbis önceleri kaba saba bir insandı. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona da mal-mülk vermek suretiyle gönlünü yumuşatmış ve her biri büyük kabilelerin başında olan bu insanları kendi cephesine çekmişti. Onlar da bu sayede ebedî nura, ebedî saadete ermişlerdi.

Öte yandan ganimetlerin bu şekilde taksim edilmesi, Medine’den gelmiş ve daima Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) önünde cansiperâne savaşmış Ensar’dan bazı gençleri biraz rahatsız etmişti. Çocukluktan yeni kurtulmuş bazı delikanlılar arasında şöyle sözler dolaşmaya başladı: “Kendi kavim ve kabilesini buldu. İhtimal ki artık bizimle beraber Medine’ye dönmeyecek. Mücadeleyi yapan biziz O ise ganimeti onlara dağıttı…” Bu sözleri duyan Sa’d İbn Ubâde (radıyallâhu anh) koşa koşa Huzur-u Risalet-penahi’ye gelerek durumu Allah Resûlü’ne anlatır. Bunun üzerine Allah Resûlü, Sa’d’dan bütün Ensar’ı toplamasını ister, ancak oraya Muhacirler’den hiç kimsenin alınmamasını tembih eder.

Evet, o dönemde de kusurlu insanlar vardı ve maalesef burada kusur Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) atfediliyordu. Hâlbuki nebinin davranışlarının kritiği yapılmaz. Nebiye kusur atfediyor mahiyette onun davranışlarını kritiğe tâbi tutmak dalâlettir, inhiraftır. Ashab hakkında böyle bir şey düşünemeyiz. Allah Resûlü, Ensar’ın kalbinden bu düşünceyi silmek için çarçabuk hareket eder ve bir işaretle Ensar da toplanıverir.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) orada, kendisinin onlar için nasıl bir nimet olduğunu hatırlatma sededinde: “Ben geldiğimde siz dalâlet içinde değil miydiniz? Allah, benimle sizi hidâyete erdirmedi mi? Siz fakr u zaruret içinde kıvranmıyor muydunuz? Allah, benim vesilemle sizi zenginleştirmedi mi? Siz, birbirinizle düşman değil miydiniz? Allah, benimle sizin kalblerinizi telif etmedi mi?”

222