Şimdi bu belki bir bakıma tolerans ifadesi sayılabilir; ancak ben bu sözün altında Kur’an’ın bu mevzudaki beyanlarına karşı bir tereddüdün ve şüphenin gizli olduğu hükmünü çıkarıyorum. Her yöne çekilebilecek bu türlü söz ve beyanlarda bulunmaya hiç lüzum yoktur. Bunlar bizim inanç sistemimize zarar getirir. Kur’an’ın bu mevzudaki beyanı ve âlemin yaratılışı mevzuu eğer bir mucize, bir harika ise bizim odaklanmamız gereken nokta, bunun nasıl bir harika olduğunu anlamaya çalışmak olmalıdır.
Seyyidina Hazreti Âdem’in (aleyhisselâm) yaratılması tamamen mucizedir. Allah, onun hamurunu ve çamurunu yeryüzünden toplatmış ve bir protein çorbası haline getirmiştir. Bir hücrede bulunması gereken moleküllerin, atomların hepsini bir araya getirmiş, ondan bir Âdem yaratmıştır. Daha sonra bunu kurutmuş ve ruhundan ona ruh nefh etmiştir. Bu mesele hem âyet-i kerimeler hem de hadis-i şeriflerle bir mucize olarak anlatılmaktadır. Şimdi bundan sonra, “Darwin şöyle dedi, ayrı düşünelim. Lamarck böyle dedi, ayrı düşünelim. Neodarwinistler şöyle dedi, ayrı düşünelim.” demek, gelecek nesiller içinde şüphe ve tereddütler meydana getirir.
Bu felsefî yaklaşımlar karşısında tereddüde düşmek, kendi meselelerimizden şüphe etmek çok büyük bir hatadır. Bugün bu meseleye sağlamca sarılıp bir kısım kimselerin yaptığı hataları irtikâp etmeme mecburiyetindeyiz. Unutmayalım ki bu mesele sadece bir nazariyedir.