İçeriğe geç

İkincisi ise, o kalbin İslâmiyet ile mamur ve Kur’ân ahlâkı ile donanmış olması lâzımdır. Şayet kalb, Kur’ân’ın tarif buyurduğu ve teklif ettiği ahlâk ile mamur değilse, o kalb selim değildir.

Bütün bunlardan sonra Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yüce ahlâk ve ulvî seciyeleri de kalb-i selimin tezahürleridir. Bir insan, ahlâkını Efendimiz’in ahlâkına uydurduğu ölçüde selim kalbe sahip sayılır. Aksine kendi kendini aldatmış olur. Ümit ediyoruz ve Rabbimiz’den niyaz ediyoruz ki, bizi O’nun yüce ahlâkıyla serfiraz kılsın.

Bugün, İslâmiyet’e hizmet eden mü’minler, öyle ümit ediyoruz ki -inşâallah- ellerinden geldiğince ibadet ü taatte bulunmakta ve onunla gönüllerini mamur kılmaya çalışmaktadırlar. Aynı zamanda insanların dünyevî ve uhrevî saadetlerini temin maksadına matuf olarak da çok defa kendi maddî-mânevî füyûzat hislerinden fedakârlıkta bulunmakta ve kendi yaşama zevklerini, yaşama hazlarını bir tarafa iterek başkalarını yaşatma, onları mesut etme arzu ve iştiyakıyla gerilime geçmekte ve küheylanlar gibi koşmaktadırlar. Bir yerde bir araya geliyorlarsa, bu sadece ve sadece hizmet düşüncesini, hizmet azmini kuvvetlendirmeye matuftur.

Gerçekten kulak verip onların heyecanlarını dinlediğiniz zaman, sinelerinin “i’lâ-yı kelimetullah” mülâhazasıyla attığını duyacak ve bunların o -vaad edilen zatlar olduklarını- anlayacak ve hissedeceksiniz. Müslümanlık bu fedakâr ruhlarla her zaman iftihar edecektir. Zira onlar gelecek adına dirilişimizi tekeffül etmiş, desteklemiş ve omuz vermiş gerçek mü’minlerdir. Ve işte bunlar, selim ve salim kalb sahibi insanlardır.

Selim ve salim kalb mevzuu çok mühimdir, çünkü Kur’ân âyetleri onu mal ve evlâdın karşısına koymuş ve: “Mal ve evlât fayda vermez, o gün ancak kalb-i selim fayda verir.”7 buyurmuştur.

120