İçeriğe geç

Meseleye bu zaviyeden bakınca kalb-i selimin ne demek olduğunu daha iyi anlamış oluruz. Kalb-i selimin, evvelâ küfürden, tereddütten, şirkten salim olması lâzımdır. İçinde küfrün, tahammülsüzlüğün, kinin, nefretin kol gezdiği bir kalb ne kadar insanca davranışlar içinde de bulunsa selim olamaz. Günümüzde çok hümanistler var, “Benim kalbim temiz, zira ben insanları çok seviyorum, hep onlar için hayra koşuyorum.” diyorlar, ama boştur; çünkü inkâra kilitli, gözü başka hiç birşey görmeyen bir kalb kat’iyen selim ve salim olamaz. Çünkü o Kâinatın Sahibi’ni inkârda anlaşılmaz bir temerrüt göstermektedir. Aslında insanî değerlere saygılı olmak çok önemlidir. Ancak hem o değerleri gerçek yüzleriyle idrak hem de bu idrakin sürekliliği, insanın insanlığının esası olan imana bağlıdır. İman ve imandan kaynaklanan hakikî sevgi dinamiği olmayınca bütün iyilikler, güzellikler, faziletler ya yalan veya süreksizdir. Dolayısıyla da değersizdir.

Hem nasıl, bir insan memleketine, hatta insanlığa çok faydalı bazı hizmetlerde bulunsa, fakat o memleketi idare edenleri ve o memleketin kanununu, nizamını tanımayacağını söylese, zannediyorum böyle biri hemen derdest edilir ve cezalandırılır. Daha önceki faydalı işleri, hizmetleri hiç nazara alınmaz. Öyle de, kâinatın Sahip ve Malik’ini tanımayan bir insan, vatan ve milletine ne kadar faydalı olursa olsun, ahirette derdest edilip cezalandırılır ve yaptıkları ona hiçbir fayda getirmez.

118