İçeriğe geç

Kendimiz için: “Doya doya namaz kılıp, namazlarımdan feyiz ve bereket alamıyorum. Acaba şu hâliyle namazım kabul olur mu, olmaz mı?” diye, günahlarımızı da hatırlayarak bu tür şeyler düşünebiliriz. Fakat başka mü’minler hakkında meseleyi hep hüsnüzan zaviyesinden ele alma mecburiyetindeyiz. Zira Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), O’ndan sonraki sahabe ve tâbiîn efendilerimiz böyle davranmışlar, hiçbir zaman mü’minlerin hâllerini günaha, fesada hamletmemişler, ehl-i kıble, ehl-i salât bir mü’minin birtakım fena yönlerini serrişte edip onu tecrim etme yoluna gitmemişlerdir. Onun hakkında hep güzel düşünüp hasenatını bayraklaştırmışlardır. Onlar âdeta gül bahçesinde gezerken, ellerine, ayaklarına dikenlerin batıp kanatmasına mukabil خُذْ مَا صَفَا وَدَعْ مَا كَدِرَ13 prensibiyle hareket etmiş, güllerin güzelliğine ait türküler söylemişlerdir.

İşte o güzide topluluk arasında bir Nuayman vardı. –Bedir’de bulunduğu da rivayet edilir.– İçki yasak edilmiş olmasına rağmen, koruk gibi şeylerden ve usarelerden içki imal ediyor ve içiyordu. Defaatle sarhoş olarak yakalandı ve birkaç defa da Huzur-u Risaletpenâhî’ye getirilerek tedip edildi. Yine böyle bir durumdan dolayı Efendimiz’in huzurundaydı. Orada bulunanlardan birisi Nuayman’ı kastederek: “Allah cezanı versin. Sen ne kötü adamsın. Bu kaçıncı oldu, böyle huzura geliyorsun!” gibi sözler sarf etti. Bunu duyan Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Mü’min kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın!”14 Yani: Onun yüzüstü düşmesini, perişan ve derbeder olmasını arzu eden şeytandır. Allah onun böyle olmasını istemiyor, buyurarak onu ikaz etti.

97