İçeriğe geç

Başka bir rivayette ise itap edene: “Sus! O Allah ve Resûlullah’ı sever.”15 diyordu ve böylece Allah ve Resûlü’ne karşı kalbinde muhabbet taşıyan ve fakat defaatle de olsa sürçmüş, düşmüş birisine el uzatıyordu. Sebep de O’nun Allah ve Resûlü’nü sevmiş olmasıydı. Allah ve Resûlü de sevdiklerini derbeder etmezdi. Onun için bu mevzuda çok insaflı ve iz’anlı olmak lâzım…

Allah (celle celâluhu), adaletli mizanında, hayır ve şerrin birbirine rüçhaniyetine göre hüküm verecektir. Hepimiz O’nun huzuruna gideceğiz. O gün sağımıza, solumuza bakacağız. Orada Everest tepesi gibi yığın yığın günahlara girdiğimizi göreceğiz. O günahların cesameti karşısında belki ümitsizliğe düşecek ve her birimiz orada çok küçük amellerimizi hatırlayacağız. “Bir kere anama su vermiş, babamın ayakkabısını çevirmiştim. Başka bir zaman salih bir kişinin cenaze namazında bulunmuştum. Bir defa da iki secde arasında, kalkınca رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ demiş ve bunu ta yüreğimde duymuştum.” diyecek ve sonra da, “Rabbim! Acaba bunlarla Senin gufranına mazhar olur muyum?” diye ümit besleyeceğiz. Eğer orada Rabbimiz bizi mağfiret ederse, biz de “Mağfiret Sana ne güzel yakışıyor.” diye zevkle gerilecek ve huzura ereceğiz.

Hakkımızda bugün veya yarın tasarladığımız bu güzel şeyleri her mü’min kardeşimiz hakkında da tasavvur etmeli ve onların bazı eksik gibi görünen hâllerine karşı: “İhtimal ki, Cenâb-ı Hak bu kardeşimize ahirete ait semereleri dünyada yedirmek istemiyor. Onun için bunlar çok parlak görünmüyorlar.” deyip, meseleyi hüsnüzan zaviyesinden ele almalıyız.

1Mü’min sûresi, 40/60.

2Buhârî, cihâd 52, 61, 97, 167, meğâzî 54; Müslim, cihâd 78-80.

3Tirmizî, menâkıb 1; İbn Mâce, zühd 37.

4Buhârî, salât 56; Müslim, mesacid 3.

98