İçeriğe geç

İnsan, maddî-mânevî bütün füyûzat hislerinden mahrumiyet içinde bulunduğu kabz hâlinde de mutlaka namazını kılmalıdır. Hatta insanın ağlama ve sızlaması bir feyiz ve bereket vesilesi olabileceği gibi, bazen bir ibtilâ ve imtihan da olabilir. Kesin hüküm veremeyiz. Evet, kalbini her an fikir ve murâkabe elinde tutamayan bir insanın ağlaması, sızlaması bile onun için ciddî bir tehlike olabilir. Çünkü o, kalbinin derinliklerine çok vâkıf ve nigehbân olamaz. Hatta bu hâller tamamen namaza verilmiş atiyye ve ihsanlar da olsa, bu yüzden de insan namaz kılarken hep onları takip etse, ihlâsa dair çok mühim bir kısım noktaları kaybetmiş olur. Zira, kapalı bir sandık gibi, Allah huzuruna, sadece Allah rızası duygusuyla meşbû ve meşgul olarak gitmek çok önemlidir.

Rabbimiz’den dileyelim, samimiyette, Kendisine bağlılıkta, ihlâsta bizi zirvelere ulaştırsın… Buna karşılık, durumumuz halkın nazarında varsın mukassî, yıkık-dökük ve hırpanî olsun. Böyle bir dış görünüşün pek önemi yoktur. Bu noktaya parmak basan Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Allahım! Beni halkın nazarında büyük, Kendi nazarında küçük etme.” diyor. Çünkü halkın nazarında nice şişirilmiş insanlar vardır ki, Allah nazarında sinek kanadı kadar kıymetleri yoktur. Önemli olan, Allah’ın nazarında büyük olmaktır. Bu noktada herkes endişe ile iki büklüm olmalı ve اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنِي فِي عَيْنِي صَغِيرًا وَفيِ عَيْنِكَ كَبِيرًا “Allahım, beni kendi nazarımda küçük yap, Nazar-ı Ulûhiyetinde de olabildiğince büyük yap!” diye dua etmelidir.

91