İçeriğe geç

Her peygamber peygamberdir, ama bunların pazarında her şey çok pahalıdır ve bunlar çok çetin imtihanlardan geçmişlerdir. Bu peygamberlere ait Kur’ân’da zikredilen kıssalar iyiden iyiye tetkik edilse niçin bunlara “azim” sahibi peygamberler dendiği çok iyi anlaşılır. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine yapılan her türlü eza ve cefaya katlanmanın yanında, ağzından, şikâyet mânâsına ve kaderi tenkit ifade eden tek kelime dahi çıkmamıştır. Bedir’de galip gelir, ancak Uhud bir dağ gibi O’nun omuzlarına biniverir. Uhud’dan dönerken, söz dinlemedeki nezaketi tam kavrayamadığından bozguna sebebiyet veren sahabiye tevbih işmam eden hiçbir kelâm sarf etmez. Hz. Hamza’nın şehadeti O’nu çok dilgîr etmiştir, ancak O, bu mevzuda dahi ızdırabını sinesine gömmeyi bilmiştir.

O’nun bir derdi vardır: İnsanların hidayete ermesi. O bu mevzuda çok hırslıdır. O kadar ki, kendisini bu uğurda telef edecek duruma gelmiştir. Âyet O’nu: “Bu Kur’ân’a inanmıyorlar diye nerdeyse üzüntünden kendini telef edeceksin.”3 diyerek ikaz ediyor ve bize O’nu böyle bir tablo ile gösteriyor.

O daima hak uğruna kendini bitirip tüketme ufkunda yaşıyor. Küsme, darılma, gönül koyma, O’nun semtine yanaşamıyor. O bütün başına gelenlere dayanma noktasında hep azimle sebat ediyor.

Yıllarca bir kanaviçe örüyor ve gelen gaybî bir el onu paramparça ediyor.. O hiç hayıflanmadan başlıyor yeniden örüyor..

Esasen bu husus, peygamberlere ait umumî bir vasıftır. Ancak, peygamberler, derece itibarıyla aynı olmadıkları gibi, maruz kaldıkları belâ ve musibet itibarıyla da bir değildirler ve tabiî, ümmetleri itibarıyla da…

63