Ebû Talip denince, kalbimin derinliklerinde bir sızı duyarım, gözlerim dolar ve çok kere de ağlarım. Allah Resûlü’ne bu kadar yardımcı olan ve O’na sahip çıkan bir insanın hidayete eremeyişi ne kadar hicranlı bir hâdisedir. Hz. Ebû Bekir de bu mülâhaza ile ağlamıştı. Bir gün yaşlı babasını aldı. Allah Resûlü’ne getirdi. Ebû Kuhâfe Müslüman olmuştu. Fakat Sıddîk bir köşeye çekilmiş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Dayanamadı Allah Resûlü, sordu: Yâ Ebâ Bekir, niçin ağlıyorsun? Sevinsene; baban Müslüman oldu. Ebû Bekir kendine yakışan cevabı veriyordu: “Keşke şu anda sana biat eden eller Ebû Kuhâfe’nin elleri olacağına Ebû Talip’in elleri olsaydı. Çünkü sen Ebû Talib’i Ebû Kuhâfe’den daha çok severdin. Senin o kadar sevdiğini ben öz babam dahi olsa Ebû Kuhâfe’ye tercih ederdim.”3
Merhamet-i ilâhîden daha fazla merhamet edip suiedepte bulunamayız. Ancak kalbime de hâkim olamıyorum. Ne kadar isterdim ki bütün sevaplarımın onda dokuzu Ebû Talib’e verilseydi de bana sadece biri kalsaydı ve o da kurtulmuş olsaydı. Belki böyle söylemek de haddim değil, fakat baştan söyledim kalbime hâkim olamıyorum. Çünkü o, benim Efendim’i senelerce himaye etti, korudu, O’nun için çekmediği çile kalmadı. Fakat daha öte bir şey diyemiyoruz. Kimsenin de bir şey demeye hakkı yoktur. Zira aradaki kopukluk Efendimiz’in elinin ona uzanmasına mâni teşkil etmektedir.
Dipnotlar
- 3 İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye 4/48; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/160; İbn Hacer, el-İsâbe 4/116.