Manzara şudur: Darvinizm, başlangıç itibarıyla bir kadavradır. Hiçbir zaman hayat bulamamıştır. İşte bu kadavraya şimdiye kadar yüzlerce, binlerce inanmış ilim adamı, nişan almış ve onu kurşun yağmuruna tutmuştur. Elli bin defa cerhedilmiş, o kadar mahkûm edilmiş, idam ipi çekilmiş bu kadavraya, bizim bu denli hücumumuz, bazı banal görüşlü ve alabildiğine saf, ahmak, hatta küfrün mistiği insanların bu nazariyeyi yaşatmak gayretine düşüp, gençliği iğfale çalışmaları sebebiyledir.
Şimdi esas meselemize dönelim: Dünyamız bugüne kadar birçok defa değişikliğe maruz kalmıştır. Meselâ, jeologlar, bundan on bin sene evvel Akdeniz’in tamamen kara parçası ve bugün kara olan yerlerinde o devirlerde deniz olduğunu söylemektedir. Eğer dedikleri doğruysa, demek ki Akdeniz’in yerinde, o gün için bir kısım medeniyet ve devletler vardı. Durum böyle olunca, Amerika ve Avustralya için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Yani oralar da belki çok önceye dayanan bir tarihte, dünyanın diğer karalarıyla bitişik durumdaydılar ve aradaki deniz ve okyanuslar birer kara parçasıydı. Meseleyi bu şekilde kabul ettikten sonra, insanların, Yeni Dünya’ya da bir başka kıtaya da geçmeleri her zaman mümkündür.