İçeriğe geç

Düşünmeli ki, bütün İslâm âleminde tevhidin temelleri sarsılmış, Allah (celle celâluhu) inkâr edilmiş, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) tezyife maruz kalmış, din bütünüyle hafife alınmış ve bütün cihanı aydınlatan hatta düşmanlarına bile mucizeliğini kabul ettiren aydınlık tufanı Kur’ân-ı Kerim ayaklar altında bırakılmış, inanmış insanların yanında bile âdeta dinin hiçbir ağırlığı kalmamış ve her şey içinden çıkılmaz hâle gelmiş. İşte böyle bir devrede hem yapacak iş çok hem de yapılan işlerin değeri büyük olur. Tahripkârlar bir taş çekiyor bütün duvarı aşağıya yıkıyor; Müslümanlar ise, taş taş üstüne koya koya o duvarı yeniden örmek ve örülen kısmı da ayrıca muhafaza altına almak zorundalar. Fakat bütün bunlarla beraber açıktan açığa inayet elinin göründüğünü söylemek de mümkündür. Bu satırlar bana, Pascal’a ait bir hatırayı hatırlatıyor. Pascal, bir vecd ve aşk insanıdır. Fakat tali’sizdir. Bir mütefekkirimizin dediği gibi: “Son anda vapuru kaçırmıştır.” Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) limanına kadar yanaşmış ancak kendini o nurdan kucağa atamamıştır. Bu ayrı bir mevzu. Benim üzerinde durmak istediğim ise, tamamen bize ait bir meseleye onun başından geçen bir hâdiseyi tavzih unsuru olarak kullanmaktan ibaret.

Kendisi anlatıyor: Bir faytonun içinde Ren nehrine doğru gidiyordum. Atlar birden gemi azıya aldılar. Kurtulmam mümkün değildi. Nehrin içine yuvarlanmam mukadderdi. Birden beklenmedik bir hâdise oldu. Atlar arabadan koptu, nehire uçtu ve ben iki nuranî el sayesinde, arabamla beraber nehrin kenarında kalıverdim.

O güne kadar sefih bir hayat yaşayan Pascal, bu hâdisenin tesiriyle bir manastıra kapanır ve ömrünün sonuna kadar orada, düşünen, gören, bilen bir rahip gibi yaşar.

67