İçeriğe geç

suretleri işittiği vakit, işittiklerini o tek aynadaki, iki derece gölge olmuş, hakikati küçülmüş, değişmiş aynanın küçük bir köşesinde gördükleri kabul eder. Hem der ki: “Ben böyle görüyorum, demek hakikat böyledir.” Diğer adam ise ona şöyle der: “Evet sen görüyorsun, gördüğün doğrudur. Fakat işin aslında, hakiki sureti öyle değil! Senin dikkat ettiğin ayna gibi daha başka aynalar var; gördüğün kadar küçücük, gölgenin gölgesi değiller.”

İşte Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin her biri ayrı ayrı birer ayna ister. Mesela, Rahman ve Rezzak; hakiki, asıl oldukları için kendilerine lâyık, rızka ve merhamete muhtaç varlıkları gerektirirler. Rahman, nasıl hakiki bir dünyada rızka muhtaç gerçek canlıları isterse, Rahîm de aynı şekilde, hakiki bir cenneti ister. Eğer yalnız Mevcûd, Vâcibü’l-Vücûd ve Vahid-i Ehad isimleri hakiki, öteki isimler ise onların içinde birer gölge kabul edilirse bu, o isimlere karşı bir haksızlık hükmüne geçer.

İşte şu sırdandır ki, büyük ve geniş yol elbette en büyük velilik mertebesine sahip olan sahabenin, asfiyanın, tâbiînin, ehl-i beyt ve müçtehit imamların yoludur; onlar doğrudan doğruya Kur’an’ın birinci tabaka talebeleridir.

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَاۤ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ أَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَعَلٰى اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ أَجْمَعِينَ

113