İçeriğe geç

İşte şu halde, padişahın hakiki ismi “adil hâkim”dir ve asıl hâkimiyeti adliyedeki hâkimiyettir. “Halife”, “başkumandan”, “sultan” gibi isimleri hakiki değil, itibarîdir. Halbuki padişahlığın mahiyeti ve saltanat hakikati, hakiki olarak bütün isimlerin varlığını gerektirir. Hakiki isimler ise hakiki daireleri ister ve lâzım kılar.

İşte, ulûhiyet saltanatı; Rahman (sonsuz rahmeti bütün varlıkları kuşatan), Rezzak (rızık veren), Vehhâb (bağışı pek bol), Hallâk (yegâne yaratıcı), Fa’âl (icraatı sürekli olan), Kerîm (sonsuz iyilik, ikram sahibi, onurlandıran), Rahîm (hususi rahmet ve merhameti pek bol olan) gibi pek çok mukaddes ilahî ismi hakiki olarak gerektiriyor. O hakiki isimler de hakiki aynaları istiyor.

Şimdi vahdet-i vücûd yolunda gidenler, madem لَا مَوْجُودَ إِلَّا هُوَ der, eşyanın hakikatini hayal derecesine indirir. Cenâb-ı Hakk’ın Vâcibü’l-Vücûd, Mevcûd, Vahid ve Ehad isimlerinin hakiki cilveleri ve daireleri vardır. Belki aynaları ve daireleri hakiki değil hayalî, hatta yoklukla ilgili olsa, onlara zarar vermez. Belki o Hakiki Mevcûd’un aynasında varlık rengi bulunmazsa, o ayna daha saf ve parlak olur. Fakat vahdet-i vücud meşrebinde Rahman, Rezzak, Kahhar, Cebbar, Hallâk gibi isimlerin tecellileri hakiki değil, itibarî oluyor. Halbuki o isimler, Mevcûd ismi gibi hakikattir, gölge olamaz; asıldır, tâbi olamaz.

İşte sahabe ve asfiyanın müçtehitleri ve ehl-i beyt imamları, حَقَائِقُ الْأَشْيٓاءِ ثَابِتَةٌ derler ki, Cenâb-ı Hakk’ın, bütün isimleriyle hakiki tecellileri vardır. Her şeyin, O’nun var etmesiyle geçici bir varlığı mevcuttur. O varlık gerçi Vâcibü’l-Vücûd’a nispeten gayet zayıf ve kararsız bir gölgedir; fakat hayal ve vehim değildir. Cenâb-ı Hak, Hallâk ismiyle var ediyor ve o varlığı devam ettiriyor.

İkinci Temsil: Mesela, şu odanın dört duvarında dört tane boy aynası bulunsa, her ne kadar şu oda öteki üç aynayla beraber her bir aynanın içinde resmedilse de, her ayna, eşyayı kendi mahiyetine ve rengine göre gösterir. Kendine has misalî bir oda hükmündedir.

İşte şimdi iki adam o odaya girse, biri tek bir aynaya bakar, der ki: “Her şey bunun içindedir.” Başka aynaları ve o aynaların içindeki

112