Netice: Şu meseleden anlaşılıyor ki, şuhûd derecesi, gayba iman derecesinden çok aşağıdır. Yani yalnız manevî âlemde gördüklerine dayanan bir kısım velilerin, sınırlı kavrayışla yaptıkları keşifler, peygamber varisi olan asfiya ve muhakkiklerin –kendi gördüklerine değil– Kur’an’a ve vahye dayanarak, gayba ait fakat daha saf, kuşatıcı, iman hakikatlerine dair verdikleri doğru hükümlere yetişemez.
Demek, bütün hal ve keşiflerin, zevk ve müşahedelerin ölçüsü Kitap ve Sünnet’tir. Mihenkleri, Kitap ve Sünnet’in mukaddes düsturları ve hakikati delilleriyle bilen asfiyanın yanılmaz sezgileriyle buldukları kaidelerdir.
İkinci Mühim Mesele
Soru: Vahdet-i vücûd çokları tarafından en yüksek makam kabul
ediliyor. Halbuki velâyet-i kübrâda, yani en yüksek velilik mertebesinde bulunan, başta dört halife olmak üzere sahabede, başta hamse-i âl-i abâ olmak üzere ehl-i beytten gelen imamlarda ve başta dört mezhep imamı olmak üzere müçtehitler ile tâbiînde böyle bir meşrep açıkça görülmemiş. Acaba onlardan sonra gelenler daha mı ileri gitmiş, daha mükemmel, büyük ve geniş bir yol mu bulmuşlar?
Cevap: Hâşâ! Peygamberlik Güneşi Efendimiz’in (aleyhissalatü vesselam) en yakın yıldızları ve varisleri olan o asfiya zâtlardan daha ileri gidebilmek hiç kimsenin haddi değil. Elbette büyük ve geniş yol onlarındır.
Vahdet-i vücûd ise bir meşreptir, bir hâldir ve noksan bir mertebedir. Fakat zevkli ve neşeli olduğundan, manevî yolculuklarında o mertebeye girenlerin çoğu çıkmak istemiyor, orada kalıyor, onu en son mertebe zannediyorlar.
Dipnotlar
- Görülen şeyler. Manevî âlemde şahit olunanlar.
- Hazreti Peygamber’in aile fertleri. Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam) hırkasını kızı Hazreti Fâtıma, damadı Hazreti Ali ve torunları Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin’in üzerine örterek onlara hususi dua ettiğinden “Âl-i Abâ” (Hırka Ehli) tabiriyle anılmışlardır.
- Bkz. Buhârî, fezâilü ashâb 1; Müslim, fezâilü’s-sahâbe 207, 210-214; Tirmizî, fiten 45; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 4/398; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/147.