İşte şu meşrepte olan, eğer maddiyattan ve vasıtalardan sıyrılmış, sebepler perdesini yırtmış bir ruh ise, kendinden geçip dünyayı unuturcasına manevî âlemleri seyredebiliyorsa vahdet-i vücûddan değil belki vahdet-i şuhûddan doğan, ilimle değil hâlle ilgili bir vahdet-i vücûd ona bir kemâl, bir makam kazandırabilir. Hatta Allah hesabına kâinatı inkâr etmek derecesine varabilir. Fakat sebeplerin içine dalmış ve maddiyatla meşgul ise vahdet-i vücûd demesi, kâinat hesabına Allah’ı inkâr etmeye kadar gider.
Evet, büyük ve geniş yol, sahabe, tâbiîn ve asfiyanın yoludur. حَقَائِقُ الْأَشْيَاءِ ثَابِتَةٌ cümlesi, onların genel kaidesidir. Ve Cenâb-ı Hakk’ın, لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌ ayetinin ifade ettiği mânâ üzere, hiçbir şeyle benzerliği yoktur... O, mekân içinde yer kaplamaktan ve bölünmekten münezzehtir; varlıklarla alâkası, yaratıcılığıdır. Varlıklar vahdet-i vücûd yolunda gidenlerin dediği gibi vehim ve hayal değildir. Görünen şeyler de Cenâb-ı Hakk’ın eseridir. “Heme ost” değil, “heme ezost”tur; yani her şey O değil, her şey O’ndandır. Çünkü kadim olmayan, sonradan meydana gelen şeyler o Kadîm Zât’ın bizzat kendisi olamaz. İki temsille şu meseleyi anlamayı kolaylaştıracağız:
Birinci Temsil: Mesela bir padişah var. Onun “adil hâkim” ismiyle bir adliye dairesi bulunur, o ismin cilvesini gösterir. Padişahın bir başka ismi “halife”dir, din işleri ve ilmiye daireleri, o ismin mazharıdır. Bir de “başkumandan” ismi vardır, padişah askerî dairelerde o isimle faaliyet gösterir; ordusu o ismin mazharıdır.
Şimdi, biri çıksa dese ki, “Şu padişah, yalnız adil bir hâkimdir, adliye dairesinden başka dairesi yok.” O vakit mecburen, adliye memurları içinde, hakiki değil farazî bir surette, din işleri dairesindeki âlimlerin vasıflarına ve hallerine sahip, gölge mahiyetinde ve hayalî bir tarzda, hakiki adliye dairesine tâbi bir din işleri dairesi tasavvur edilir. Askeriye dairesine ait hal ve muamelelerin de yine farazî bir şekilde, o adliye memurlarında bulunduğu varsayılıp hakiki olmayan bir askeriye dairesi tasavvur edilir ve bunun gibi...
Dipnotlar
- Görülenlerin birliği, her şeyde Allah’ı görmek. Vahdet-i vücûd meşrebinin aksine, vahdet-i şuhud düşüncesinin temelinde, Yaratıcı ile varlık âleminin ayrı olduğu kabulü yatar.
- Eşyanın hakikati sabittir. (Ömer en-Nesefi, el-Akâid s. 1)
- “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ sûresi, 42/11)