küçük haberi almak değil, belki hava boşluğunu da içine alan semâvât memleketinin –teşbihte hata olmasın– karakolları hükmünde bazı mevkileri var ki, oralarla yeryüzü arasında münasebet oluyor, şeytanlar küçük hadiseler için o cüzî makamlardan kulak hırsızlığı yapıyorlar. Hatta insanın kalbi de o makamlardan biridir; ilham meleğiyle hususi şeytan orada mücadele eder. İman ve Kur’an hakikatleri ve Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberlikle vazifelendirilmesi ise ne kadar cüzî de olsa, en büyük, en küllî ve mühim hadise hükmünde en küllî daire olan Arş-ı Âzam’da ve semâvât dairesinde –temsilde hata olmasın– kâinatın mukadderatının manevî sayfalarında neşrediliyor gibi her köşede bahis konusu oluyor. Bununla beraber, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) kalbinden ta Arş dairesine varıncaya kadar hiçbir şekilde müdahale imkânı bulunmadığından, şeytanların gökleri dinlemekten başka çaresinin kalmadığını ifadeyle Kur’an, vahyinin ve Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliğinin ne kadar yüksek bir hakkaniyet derecesinde olduğunu ve yalanın, yanlışın, hilenin ona yanaşmasının hiçbir şekilde mümkün olmadığını, gayet belâgatli, hatta mucizevî bir şekilde ilan edip gösteriyor.
Said Nursî
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنآ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Dipnotlar
- “Sübhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin.” (Bakara sûresi, 2/32).