İçeriğe geç

atarak casus şeytanlar kovuluyor şeklinde göstermek ve ifade etmekle Kur’an, vahyinin haşmetini, saltanatının şaşaasını ve içine hiçbir şekilde şüphe karışmayan hakkaniyetinin derecesini ilan eder. Buna Rabbanî bir işaret olarak, o vakitte ve o asırda daha çok yıldız düşürülmüş ve kaydırılmış. Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan da o kâinat hadiselerini tercüme ve ilan ediyor, o semavî işaretleri gösteriyor.

Evet, bir meleğin üflemesiyle uçup gidebilecek casus şeytanları böyle büyük bir semavî işaretle, meleklerle karşı karşıya getirmek, elbette Kur’an’ın vahyinin saltanatını ve haşmetini göstermek içindir. Hem bu haşmetli Kur’an beyanı ve büyük semavî hazırlık, cinlerin ve şeytanların, gök ehlini mücadeleye ve müdafaaya sevk edecek bir iktidarları, bir müdafaa kuvvetleri bulunduğuna değil, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) kalbinden ta semâvât âlemine, Arş-ı Âzam’a kadar olan uzun yolda, hiçbir yerde cin ve şeytanların müdahalesinin bulunmadığına işarettir. Kur’an’ın vahyi, koca semâvâtta, bütün meleklerce bahis konusu olan bir hakikattir. Ona bir derece temas etmek için şeytanların ta göklere kadar çıkmaya mecbur olup hiçbir şeyi başaramayarak taşlanması şuna işaret ediyor: Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) kalbine inen vahiy, huzuruna gelen Cebrail ve gözüne görünen gaybî hakikatler, sağlam ve dosdoğrudur, içlerine hiçbir şekilde şüphe karışamaz. Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan bunu mucizevî bir şekilde bildiriyor.

Bekâ âleminden olan cennetin, uzaklığına rağmen en yakın yerlerde görülmesinin ve bazen ondan meyve alınmasının izâhı ise şudur: Önceki iki temsilin sırrıyla anlaşıldığı gibi, bu fâni şehadet âlemi, gayb âlemine ve bekâ yurduna bir perdedir. Cennetin büyük merkezi uzakta bulunmakla beraber, misal âlemi aynası vasıtasıyla her tarafta görünmesi mümkün olduğu gibi, hakkalyakîn derecesindeki iman vasıtasıyla, cennetin bu fâni âlemde –temsilde hata olmasın– bir çeşit müstemlekeleri ve daireleri bulunabilir, kalb telefonuyla yüksek ruhlarla haberleşmesi mümkün olabilir, hediyeleri onlara ulaşabilir.

Küllî bir dairenin şahsî bir hadise ile meşgul olmasının, yani tefsirlerdeki, “Kâhinlere gaybî haberleri getirmek için şeytanlar ta göklere çıkıp kulak kesiliyor, yarım yamalak, yanlış haberler getiriyorlar.” şeklindeki ifadelerin bir hakikati şu olmalıdır: Semâvâtın merkezine kadar gidip o

385