rızık vermeniz ve yedirip beslemeniz için değil.” mealindeki ayetin, Resûl-u Ekrem’e (aleyhissalâtü vesselam) ait halleri murat etmiş olması gerekir. Yoksa gayet açık bir şekilde bilinen bir şeyi bildirmek olur ki, bu, Kur’an’ın mucizevî belâgatine uygun düşmez.
İkincisi
İnsan, rızkına çok bağlı olduğundan, rızık için çalışma bahanesini kulluğa engel zannedip kendine bir mazeret bulmaması için ayet-i kerime diyor ki: “Siz kulluk için yaratıldınız, yaratılışınızın neticesi budur. Rızık için çalışmak da Allah’ın emri olması yönüyle bir çeşit kulluktur. Siz, mahlûkatımın, rızıklarını üstlendiğim nefislerinizin, çoluk çocuğunuzun, hayvanlarınızın rızkını elde etmek ve Bana ait olan rızık verme işini yerine getirmek için yaratılmadınız. Çünkü Rezzak Benim. Sizin alâkalı olduğunuz kullarımın rızkını Ben veriyorum. Bunu bahane sayıp kulluğu terk etmeyiniz!”
Eğer bu mânâ anlaşılmazsa, Cenâb-ı Hakk’a rızık ve nimet vermenin akıl dışılığı açık ve mâlum olduğundan, ayet bilineni beyan etmiş olur. Belâgat ilminde yerleşik bir kaidedir ki: Bir sözün mânâsı mâlum ve açık ise o mânâ murat değildir; onun bir lâzımı, imâ ettiği başka bir mânâ murattır. Mesela birine, “Sen hafızsın.” desen, bu, bilineni söylemek olur. Demek ki, kast edilen mânâ şudur: “Ben senin hafız olduğunu biliyorum.” Yani bildiğimi bilmediğin için sana bildiriyorum.
İşte bu kaideye göre, ayetin Cenâb-ı Hakk’a rızık ve nimet vermeyi inkârdan kinaye mânâsı şudur: “Siz, bana ait olup rızıklarını taahhüt ettiğim mahlûkatıma rızık yetiştirmek için yaratılmadınız. Asıl vazifeniz kulluktur. Emirlerime göre rızık için çabalamanız da bir tür ibadettir.”
Üçüncüsü
İhlâs sûresinde nasıl ki, لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ ayetinin açık mânâsı mâlum ve aşikâr olduğundan, o mânânın gerektirdiği bir şey murat edilmiştir. Yani: “Annesi ve evladı bulunanlar, ilah olamaz.” mânâsı ile Hazreti İsa’nın (aleyhisselam), Üzeyr’in (aleyhisselam), meleklerin, yıldızların
Dipnotlar
- “Ne doğurdu, ne de doğuruldu.” (İhlâs sûresi, 112/3).