İçeriğe geç

“İşte Elmas, Cevher, Nur budur” dedim, tasdik ettiler. Hepsi birden bana bakıyor ve “Bunu kim yazdı?” diyorlardı.

Aciz talebeniz

Şefik

Zekâi’nin Rüyası

Bu sabah rüyamda, İstanbul’un Tophane sahiline benzer saf ve berrak bir deniz kenarındayım. Kuşluk vaktinde olduğunu zannettiğim güneşin ışığı, o büyük denizin üzerinde hoş parıltılar meydana getiriyor... Yüzüm denize dönük… Denizin orta ve güney tarafından yüze yüze sahile gelen bir genç, omzundaki bir sabanı sahile çıkardı. Orada bütün kardeşlerimiz (tahliyeden sonra) karşılanmaktalar iken sahil boyunu takip ederek batıdan doludizgin iki atlı geliyordu. “Üstad geliyor!” dediler. İzdiham yarıldı, heybetli, yağız atlı ve esmer çehreli iki zât hiç durmaksızın doğuya doğru uzaklaştılar. Ben o denize dalmak üzereyken uyandım.

Zekâi

***

Taraflı ve Risale-i Nur’la Rekabet Eder Bir Tarzda Söylenen Sözlere Cevaptır

Eğer böbürlenerek maksadınız methetmekse kendinizi,

Risale-i Nur’un en sönük yıldızının peykisiniz.

Sakın bir gezegen zannetme kardeşim Risale-i Nur’u,

Yeryüzü değil, güneş dahi peykidir onun.

Pek yakında parlayacaktır âlemde Risale-i Nur,

Sönmez, belki gizlenir, zira nur üstüne nur,

Bir nur ki, hakikat denizi ve hidayet kaynağıdır o,

مَنْ أَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدٰى ’yı oku.

Hak’tan olmaz şikâyet, belki maksat hikâyet,

381