İçeriğe geç

öyle de, Resûl-u Ekrem gök ehli sayısınca, her biri adına, rahmet hazinesinden bir salâta lâyıktır. Çünkü onun (aleyhissalâtü vesselam) getirdiği nur ile her şeyin kemâli görünür, her varlığın kıymeti ve Rabbanî vazifesi ortaya çıkar ve her bir sanatlı varlıktaki ilahî maksatlar tecelli eder. Bu yüzden her bir şey, hal diliyle olduğu gibi, mümkün olsaydı sözle de, اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ diyecekti. İşte bu kesin olduğundan biz onların hepsi adına mânen,

أَلْفُ أَلْفِ صَلَاةٍ وَأَلْفُ أَلْفِ سَلَامٍ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ بِعَدَدِ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَبِعَدَدِ الْمَلَكِ وَالنُّجُومِ

deriz.

فَيَكْفِيكَ أَنَّ اللّٰهَ صَلّٰى بِنَفْسِه۪ وَأَمْلَاكَهُ صَلَّتْ عَلَيْهِ وَسَلَّمَتْ

Said Nursî

[Vahdet-i Vücuda Dair]

Aziz kardeşim,

Vahdet-i vücuda dair bir parça izah istiyorsunuz. Bu mesele hakkında Otuz Birinci Mektup’un bir lem’asında, Hazreti Muhyiddin’in bu husustaki fikrine karşı gayet kuvvetli ve izahlı bir cevap vardır. Şimdilik şu kadarını söyleyeceğiz:

Vahdet-i vücud meselesini bugünün insanlarına telkin etmenin ciddi zararları var. Nasıl ki, benzetmeler ve temsiller, ilim sahibi seçkin kişilerin elinden avam tabakanın ya da ilmin elinden cehaletin eline düşse hakikat sanılır. Aynen öyle de, vahdet-i vücud meselesi gibi yüce hakikatler, gafillerin ve sebepler içine dalmış halkın aklına girse tabiat olarak kabul edilir ve üç mühim zarar verir:

373