İçeriğe geç

“Yüzlerce milyon başın feda olduğu kutsî bir hakikate, bizim başımız da feda olsun. Dünyayı başımıza ateş yapsanız, Kur’an hakikatlerine feda bu başlar dinsizliğe teslim olmayacak ve mukaddes vazifelerinden vazgeçmeyecekler inşallah!”

İşte, ihtiyarlığımda yaşadıklarımdan ileri gelen ağrılara ve ümitsizliklere karşı, imandan ve Kur’an’dan imdada yetişen kutsî tesellilerle, şu ihtiyarlığımın en sıkıntılı bir senesini gençliğimin en rahat on senesine değişmem. Bilhassa hapiste farz namazını kılanın ve tevbe edenin her bir saati on saat ibadet hükmüne geçtiğinden, hastalıkta ve zulüm altında her fâni gün, sevap yönünden on gün bâki bir ömür kazandırdığından, ihtiyarlık benim gibi kabir kapısında nöbetini bekleyen bir adam için ne kadar şükran sebebidir, o manevî ihtarla anladım. “Sonsuz şükür Rabbime” dedim, ihtiyarlığıma sevindim ve hapsimden razı oldum. Çünkü ömür durmuyor, çabuk geçiyor. Lezzetle, rahatlık içinde geçse, lezzetin sona ermesi elem olduğundan, hem üzüntüyle hem şükürsüzlük ve gafletle bazı günahları bırakıp fâni olur gider. Eğer hapiste ve zahmetle geçse, elemin bitmesi manevî bir lezzet verdiğinden ve bir çeşit ibadet sayıldığından, bir yönden bâki kalır ve hayırlı meyveleriyle insana ebedî bir ömür kazandırır. Geçmiş günahlara ve hapse sebebiyet veren hatalara kefaret olur, onları temizler. Bu bakımdan, mahpuslardan farz namazlarını kılanlar, sabır içinde şükretmelidirler.

On Altıncı Ümit

Bir zaman, ihtiyarlığımda, Eskişehir hapishanesinde bir sene cezamı çekip çıktım. Beni Kastamonu’ya sürgün ettiler. Polis karakolunda iki-üç ay misafir oldum. Benim gibi sadık dostlarıyla görüşmekten bile sıkılan bir münzevi ve kıyafetinin değişmesine tahammül edemeyen bir adam, böyle yerlerde ne kadar sıkıntı çeker, anlaşılır. İşte ben böyle ümitsizlik içindeyken, birden Allah’ın inayeti ihtiyarlığımın yardımına yetişti. O karakoldaki komiser ve polisler sadık birer dost hükmüne geçti. Hiçbir zaman şapka giymemi ihtar etmedikleri gibi, hizmetçilerim misali istediğim zaman beni şehrin etrafında gezdiriyorlardı.

361