İçeriğe geç

kuşatıcılığı yönünden gelen kelâmıdır, fermanıdır, bir rahmet madenidir. Ona yapış; içinde her derde bir deva, her karanlığa bir ışık, her ümitsizliğe karşı bir ümit vardır.

İşte bu ebedî hazinenin anahtarı imandır, ona teslim olmak, onu dinleyip kabul etmek ve okumaktır.

Beşinci Ümit

Bir zaman, ihtiyarlığımın başlangıcında, inziva arzusuyla İstanbul’un boğaz tarafındaki Yuşa Tepesi’nde yalnızken ruhum bir ferahlık aradı. O yüksek tepeden ufuk dairesine, etrafa baktım. İhtiyarlığın hatırlatmasıyla gayet hüzünlü ve dokunaklı bir yokluk ve ayrılık manzarası gördüm. Ömür ağacımın kırk beşinci senesi olan kırk beşinci dalındaki yüksek makamdan, aşağı tabakalarına göz gezdirdim. Gördüm ki, aşağıda, her bir dalda, her bir sene içinde sevdiğim, alâka duyduğum ve tanıştığım sayısız insanın cenazeleri var. O ayrılıktan gelen gayet dokunaklı manevî kederle, Fuzulî-i Bağdadî gibi, geçip giden dostları düşünerek inleyip:

Vaslını yâd eyledikçe ağlarım,

Tâ nefes var ise kuru cismimde feryat eylerim.

dedim; bir teselli, bir nur, bir ümit kapısı aradım. Birden ahirete iman nuru imdada yetişti, bana sönmez bir nur, kırılmaz bir ümit verdi.

Evet, ey benim gibi ihtiyar kardeşler ve hanımlar! Madem ahiret var ve bâkidir, madem dünyadan daha güzeldir ve madem bizi

316