İçeriğe geç

memleketle ve hatta İslam âleminin kıtasıyla evim gibi alâkadarım. O iki büyük evdeki dindaşlarımın elemleriyle kederleniyor, ayrılıklarıyla mahzun oluyorum!..

İşte, ihtiyarlığımdan ve ayrılık belâlarından gelen bütün bu üzüntülerime karşı iman nuru tam yetti; bana kırılmaz bir ümit, sönmez bir nur, bitmez bir teselli verdi. Elbette ihtiyarlıktan kaynaklanan karanlık, gaflet, keder ve elemlere karşı iman sizlere de yeter. Asıl karanlık, nursuz ve tesellisiz ihtiyarlık, en elemli ve müthiş ayrılık; dalâlet ehlinin ve haram zevklerin peşinden gidenlerin ihtiyarlıkları ve ayrılıklarıdır. Ümit, nur ve teselli veren imandan zevk duymak ve onun tesirini hissetmek, ihtiyarlığa lâyık, İslamiyet’e uygun ve kulluğa yakışır şuurlu bir tavır takınmakla mümkün olur; gençlere benzemeye çalışmakla ve başını onların sarhoşça gafletlerine gömüp ihtiyarlığını unutmakla değil.

خَيْرُ شَبَابِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِكُهُولِكُمْ وَشَرُّ كُهُولِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِشَبَابِكُمْ –ev kemâ kâl– hadisini düşününüz. Meali şudur: “Gençlerinizin en iyisi, temkinde ve haram zevklerden çekilmekte ihtiyarlara benzeyendir. İhtiyarlarınızın en fenası ise haram zevklerde ve başını gaflete sokmakta gençlere benzeyendir.”

Ey ihtiyar kardeşlerim ve ihtiyar hanımlar! Hadis-i şerifte buyruluyor ki: “Altmış-yetmiş yaşlarındaki ihtiyar bir mümin, Cenâb-ı Hakk’ın dergâhına elini kaldırıp dua ederken, Allah’ın rahmeti onun elini boş döndürmekten hicap eder.” Madem O’nun rahmeti size böyle hürmet gösteriyor; siz de bu hürmete kulluğunuzla karşılık veriniz.

On Dördüncü Ümit

Dördüncü Şuâ olan Âyet-i Nuriye-i Hasbiye’nin baş kısmının özeti:

Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrit ettiğinden, birbiri içinde beş çeşit gurbete düşmüştüm. Sıkıntıdan gelen bir gafletle,

349