İçeriğe geç

belki mahvolan şahsıma ait nimetler, lezzetler birden –başka risalelerde açıkça ispat ettiğimiz gibi– iman nuru ile kalbin etrafındaki o dar daireyi öyle genişletti ki, kâinatı içine aldı. O Horhor bahçesindeki kurumuş ve lezzeti kaçmış nimetler yerine, şu dünya yurdunu ve ahireti birer nimet sofrası ve rahmet tablası hükmüne geçirdi. Göz, kulak, kalb gibi insanın on değil, belki yüz uzvunun her birini, gayet uzun birer el şeklinde, her müminin derecesi ölçüsünde Rahman’ın o iki sofrasına uzanıp her taraftan nimetleri toplayacak şekilde gösterdiğinden, hem bu yüce hakikati ifade etmek, hem de o sayısız nimete şükretmek için o zaman şöyle demiştim:

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى نُورِ الْإِيمَانِ الْمُصَوِّرِ لِلدَّارَيْنِ مَمْلُوءَتَيْنِ مِنَ النِّعْمَةِ وَالرَّحْمَةِ لِكُلِّ مُؤْمِنٍ حَقٌّ أَنْ يَسْتَفِيدَ بِحَوَاسِّهِ الْكَثِيرَةِ الْمُنْكَشِفَةِ بِإِذْنِ خَالِقِهِ

Yani: “Dünya ve ahireti nimetleriyle ve rahmetiyle dolduran, hakiki müminlerin iman nuru ve İslamiyet’le açığa çıkıp gelişmiş bütün hisleri vasıtasıyla o iki büyük sofradan istifadesini sağlayan ve bunun yolunu gösteren iman nimetinin karşılığında, onu veren Hâlık’ıma elimden gelse vücudumun bütün zerreleriyle dünya ve ahiret dolusu hamd ve şükrederim.”

Madem iman bu âlemde şu büyük tesiri yapıyor; elbette bekâ yurdunda da öyle meyveleri ve bereketi olacaktır ki, dünyadaki akılla kavranamaz ve tarif edilemez.

İşte, ey benim gibi, pek çok dostundan ayrılmanın acısını çeken ihtiyarlar! Sizin en ihtiyarınız, görünüşte her ne kadar benden yaşlıysa da ben mânen ihtiyarlığımın onlardan daha fazla olduğunu tahmin ediyorum. Fıtratımda hemcinslerime acıma hissi çok olduğundan, kendi elemimden başka, binlerce kardeşimin elemlerini de o şefkat sırrıyla çektiğimden, yüzlerce sene yaşamış gibi ihtiyarım. Ve siz her ne kadar ayrılık belâsını çekmişseniz de o belâya benim kadar maruz kalmamışsınızdır. Çünkü oğlum yok ki, yalnız onu düşüneyim. Bendeki fıtrî olan bu fazla acıma hissi ve şefkat sırrı ile binlerce Müslüman evladın, hatta masum hayvanların acı çekmeleri karşısında dahi bir rikkat, bir elem hissediyordum. Kendime ait bir evim yok ki, düşüncem yalnız ondan ibaret olsun; İslam’ın esaslarını koruma gayreti noktasında bu

348