İçeriğe geç

Evet, –Allah’a hamdolsun– hem yıkılan Van medresesini Isparta medresesiyle canlandırıp oradaki dostlara da daha çok, daha kıymetli talebe ve dostlarla mânen hayat verdi; hem de dünyanın boş, kimsesiz olmadığını, dünyayı harap bir memleket suretinde yanlış tasavvur ettiğimi gösterdi. Mâlik-i Hakikî, hikmetinin gereğince, insanların eseri olan levhayı değiştiriyor, mektubunu tazeliyor. Bir ağacın meyvelerini kopardıkça yerine başka meyvelerin gelmesi gibi, bu ayrılık da insanlık için bir yenilenmedir. İman noktasında, dostsuzluktan gelen, elem veren bir hüzün değil; belki başka, güzel bir âlemde görüşmek üzere ayrılmanın sebep olduğu, lezzet ve hüzün veren bir tazelenmedir.

Yine iman o dehşetli vaziyette, kâinattaki varlıkların karanlık görünen yüzünü aydınlattı. Ben de o zaman bu hale şükretmek istedim, şu Arapça fıkra hatırıma geldi, o hakikati tam tasvir etti.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى نُورِ الْإِيمَانِ الْمُصَوِّرِ مَا يُتَوَهَّمُ أَجَانِبَ أَعْدَاءً أَمْوَاتًا مُوَحِّشِينَ أَيْتَامًا بَاكِينَ، أَوِدَّاءَ إِخْوَانًا أَحْيَاءً مُونِسِينَ مُرَخَّصِينَ مَسْرُورِينَ ذَاكِرِينَ مُسَبِّحِينَ

dedim. Mânâsı şudur: “O şiddetli halin tesirinden gelen gafletle, kâinattaki varlıkların bir kısmı düşman ve yabancı, bir kısmı müthiş cenazeler, bir kısmı da kimsesizlikten ağlayan yetimler şeklinde göründü. Gafil nefsime kuruntu ile gösterilen bu korkunç manzaranın hakikatini, iman nuruyla aynelyakîn gördüm: Yabancı ve düşman görünen o varlıklar aslında birer dost ve kardeştir. O müthiş cenazeler ise kısmen canlı ve dost, kısmen vazifeden terhis edilenlerdir. Ve o ağlayan yetimlerin feryatlarının, zikir ve tesbih nağmeleri olduğunu iman nuru ile anladığımdan, bu sayısız nimetin kaynağı olan imanı bana veren Yüce Hâlık’a sonsuz hamd ediyorum. Bu dünyada, dünya kadar büyük hususi dünyamdaki bütün varlıkları, Cenâb-ı Hakk’a hamd ve O’nu tesbihte tasavvur etmek niyetiyle kullanmak hakkım olduğu için o varlıkların her birinin ayrı ayrı ve hepsinin birden hal dilleriyle اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى نُورِ الْإِيمَانِ deriz.”

İşte gaflet içindeki o müthiş halde hiçe inen hayatın zevkleri, tamamen çekilip kuruyan emeller ve çok dar bir daire içinde sıkışıp kalan,

347