noksandır. Fakat nasıl ki bir asker, sınırlı kuvvetini devlet adına kullandığı vakit kuvvetinin binlerce kat üstünde işler görür; aynen öyle de, iman sırrıyla o basit cüzî irade Cenâb-ı Hak adına, O’nun yolunda kullanılırsa insana beş yüz sene genişliğinde bir cenneti dahi kazandırabilir.
Hem iman, geçmiş ve gelecek zamana hükmü geçmeyen o cüzî iradenin dizginini bedenin elinden alıp kalbe ve ruha teslim eder. Ruhun ve kalbin hayat dairesi ise bedeninki gibi içinde bulunulan zamanla sınırlı olmadığından, hayat dairesine geçmişten ve gelecekten pek çok sene dâhil olur; o sınırlı irade, cüzî olmaktan çıkıp külliyet kazanır. İnsan, iman kuvvetiyle geçmiş zamanın en derin derelerine girebildiği ve hüzünlerin karanlığını dağıtabildiği gibi, iman nuruyla geleceğin en uzak dağlarına kadar çıkar, korkuları yok eder.
İşte ey benim gibi yaşlılık zahmetini çeken ihtiyar kardeşler ve ihtiyar hanımlar! Madem, elhamdülillah müminiz, madem imanda bu kadar nurlu, lezzetli, sevimli, şirin defineler var ve madem ihtiyarlığımız bizi bu definelerin içine daha çok çekiyor; elbette imanlı ihtiyarlıktan şikâyet değil, ona binlerce teşekkür etmeliyiz.
Sekizinci Ümit
İhtiyarlığın alâmeti olan beyaz kıllar saçıma düştüğü zaman, gençliğin derin uykusunu daha da ağırlaştıran Dünya Savaşı’nın kargaşası, esaretimin keşmekeşi ve sonra İstanbul’a geldiğim vakit bana mühim bir şekilde şan ve şeref atfedilmesi, hatta Halife’den, Şeyhülislam’dan, Başkumandan’dan medrese talebelerine kadar insanların haddimden çok fazla alâka ve iltifat göstermeleri, gençlik sarhoşluğu ve bunun verdiği ruh hali gaflet uykumu o derece derinleştirmişti ki; âdeta dünyayı daimî, kendimi de hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya yapışmış garip bir vaziyette görüyordum.
İşte o zaman, Ramazan-ı Şerif’te, İstanbul’un mübarek Bayezid Camii’ne, ihlâslı hafızları dinlemeye gittim. Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan,
Dipnotlar
- Cennette en alt mertebedekilerin bile bin senelik mesafeye denk gelecek kadar bol nimetlere mazhar olduklarına dair bkz. Tirmizî, tefsîru sûre (75) 2, cennet 17; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 2/13, 64. Ayrıca cennetin gökler ve yer kadar genişliğe sahip olduğuna dair bkz. Âl-i İmran sûresi, 3/133; Hadîd sûresi, 57/21.