Allah bes, bâkî heves (Allah yeter, kalanı heves). Alkışa, takdire, alâyiş ifade eden sözlere ihtiyacımız yok. Kemal-i mahviyet ve tevazu içinde Cenâb-ı Hakk’a karşı hizmet etmeli, O’nun rızasına kilitlenmeli, sonra da yeniden bir güle çekirdek olmak üzere toprağa gömülmeliyiz. Değil hayatta iken takdir edilme, gömülürken bile, “Cenazeme çok insan iştirak etsin.” şeklinde bir arzu ve beklentimiz olmamalıdır. Hatta bir yerde, “Mevtâyı nasıl bilirsiniz? Haklarınızı helâl eder misiniz?” şeklindeki sözleri güft ü gû saymalı, asıl olanın Allah’la münasebeti kavi tutmak olduğunu da asla unutmamalıyız.
Silik bir insan gibi yaşamalı ve ruhumuzun ufkuna yürümeliyiz. Mümkünse, çağın devâsâ kâmetinin dediği gibi mezarımızın bile saklı kalmasını istemeliyiz. O, “Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor, bunu vasiyet ediyorum.” demiştir.74 Allah aşkına, bu nasıl bir tevhid telâkkisidir; Allah’la ne müthiş bir irtibattır! Nitekim ruhunun ufkuna yürüdüğü günden bugüne birkaç kişinin dışında kimse onun mezarının yerini bilmemektedir. O, eserlerinde dile getirdiği fevkalâde tevazu, fevkalâde mahviyet ve fevkalâde hacalet ilkesini bir hayat düsturu hâline getirmiş ve hayatını hep nefye bağlı götürmüştür.75