Enfâl Sûresi’nde geçen, وَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ أَنْفَقْتَ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مَۤا أَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ أَلَّفَ بَيْنَهُمْ إِنَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ “(Allah), mü’minlerin kalblerini birbirine ısındırıp bir araya getirdi. Şayet sen dünyada bulunan her şeyi sarf etseydin, yine de onların kalblerini birleştiremezdin; fakat Allah onları birleştirdi. Çünkü O Aziz’dir, Hakîm’dir.”73 âyet-i kerimesinin de işaret ettiği üzere asıl mesele Allah’ın (celle celâluhu) inayeti, riayeti ve kilâetidir. Biz, O’nunla münasebetimizi ne kadar sıkı tutarsak, O da birlerimizi bin yapar. O, bir damlaya koskocaman deryanın, bir zerreye güneşin, bir karıncaya da gergedanların işini gördürmek suretiyle büyüklüğünü ifade eder. Çünkü Allah’ın, büyüklüğünü ifade etme hususlarından birisi de çok küçük unsurları kullanmak suretiyle büyük işler yapmasıdır.
Nitekim Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ruhunun ufkuna yürüdüğünde sayıları otuz-kırk bini geçmeyen sahabe-i kiram efendilerimiz, o dönemin iki süper gücü olan Bizans ve Sasani’nin hakkından gelmiş, devletler muvazenesinde önemli bir yere oturmuş ve dünyaya yeni bir nizam vermişlerdi. Üstelik onlar, her birisi bugünkü terör hadiselerinin üç-dört katı büyüklüğündeki on bir tane irtidat hâdisesinin üstesinden gelmişlerdi. Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh), iki buçuk seneye varmayan hilâfeti döneminde, bütün bu fitneleri bastırmış ve asayişi temin etmişti. Bugün onca mekanize birliğe rağmen bir terör hâdisesinin önüne geçemeyenler hicapla iki büklüm olmalıdırlar.