İçeriğe geç

Bu açıdan kendisini dinine, ülkesine ve milletine hizmet etmeye adamış insanlar, hangi başarıları elde ederlerse etsinler, hangi konuma yükselirlerse yükselsinler hiçbir zaman elde edilen başarıları kendilerinden bilmemelidirler. Hep yüzleri yerde olmalı ve O’nun (celle celâluhu) rızasından başka hiçbir beklentiye girmemelidirler; dünyevî veya uhrevî bir geri dönüşe gönül bağlamamalıdırlar. Kendilerini hak yoluna adamış insanların, yaptıkları hizmetler karşılığında, “Dünyaya ait şu işim hallolsun; rahat yaşayabileceğim bir evim olsun; çocuğum bir yere gelsin.” gibi mülâhazalara girmemeleri gerekir. Dahası onlar, yapılan hizmetleri Cennet’e girmeye veya Ce­hen­nem’den sakınmaya bile bağlamamalı, bunları Allah’ın lütfundan, inayetinden, riayetinden ve kilâetinden beklemelidirler.

Yoksa dinine, milletine hizmet etme iddiasıyla ortaya çıktıkları hâlde keselerini dolduran, oluşturdukları havuzlara bir şeyler akıtan insanlar, hâl ve tavırlarıyla apaçık yalan söylüyorlar demektir. Yapılan hizmetleri popülizme, alkışa, takdire bağlama, müşarun bi’l-benân (parmakla gösterilen) olma maksadını takip etme, dünyevî bir kısım makamların arkasına düşme hem riyakârlık, hem bencillik ve hem de Allah’a karşı saygısızca pazarlığa girme demektir. Bir lütf-u ilâhî olan başarıları ve nimetleri kendilerinden bilen, bunları kendi akıl, zekâ, fetanet ve dirayetlerine veren, bu istikamette Firavunca laflar edenlere bugün bir fırsat verilse bile yarın bu fırsat onların ellerinden alınır, burunları yere sürtülür, bugün şımarıp küstahlaştıkları ölçüde yarın mahcup duruma düşerler. Âdet-i ilâhiye böyledir ve onun değiştiği hiç görülmemiştir.

Gübre Ol ki Güller Yetişsin!..

107