Şu durmadan değişen, fakat değişmez bir gerçek üzerinde değiştiği için sürekli aynı ve sabit görünen âlemin dayandığı değişmez gerçek, varlığın metafizik boyutudur. Meselâ, yukarıda verdiğimiz ağaç misalinde, tohumdan meyvesine ve yeniden tohuma uzanan hayat serüveninde ağaçta sürekli bir değişim görürüz; fakat bu ağaçtaki bütün değişim, onu, hayatını ve geçirdiği değişimleri idare eden ve o ağacın daima kendisi olarak kalmasını sağlayan değişmeyen yanıdır ve geçerli kanunlardır. Beş duyuyla idrak edilemeyen, laboratuvarda incelemeye alınamayan ve bir başka âlemden gelen bu kanunlar, değişen varlığın asıl boyutu olan değişmeyen yanını gösterdiği gibi, kendinde hiç değişiklik olmayan bir varlığı da gösterir. Bunun gibi, insan bir nutfe, yani aşılanmış bir yumurtacık hâlinde anne karnına düştüğü andan ölünceye kadar sürekli değişim gösterir. Meselâ, en az her 6 ayda bir bütün hücreleri yenilenir. Büyür, olgunlaşır, yaşlanır ve ölür. Üşür, ısınır, hastalanır, üzülür, sevinir, çalışır, dinlenir, yer, içer, yatar. Kısaca o, bütün maddî yanıyla sürekli bir hareket ve değişim hâlindedir. Bütün bunlara rağmen, onda değişmeyen bir boyut vardır ki, bütün bu değişimlere rağmen, her insanın kendi olarak kalmasını sağlar. Bu basit gerçek bile, varlığın görünen boyutu ötesinde ve onu idare eden aslî ve görünmez bir boyutunun olduğunu gözler önüne sermektedir. Bilimin bugün açıklayamadığı ve kendi yöntemleri çerçevesinde tanımaktan ve açıklamaktan âciz kaldığı hayat, irade ve şuur gibi, insan varlığının, hatta kâinatın varlığının en temel boyutları da, varlıktaki bu değişmez ve fizik ötesi boyutun unsurlarıdır.